26 Mart 2011

CEVDET BEY VE OĞULLARI

Daha önce bir kaç Orhan Pamuk kitabı okuma denemem olmuş ama hepsi başarısızlıkla sonuçlanmıştı. O zamanlar Orhan Pamuk'un dilini beğenmedigimi hatırlıyorum ayrıca onun abartılmış  bir yazar olduğunu düşünmüştüm ama geçen zaman içinde Orhan Pamuk kitapları okumama eksikliğini kendimde hissetmedimde değil bu yüzden yine bir kitapyurdu alışverişimde  bu eksikliği gidermek için yazarın benim için doğru olan kitabını araştırdım ve bunun  Cevdet Bey ve Oğulları olduğuna karar verdim. Kitabı okurken  Orhan Pamuk okumak için belli bir olgunluğa erişmenin gerektiğine karar verdim bunun nedenlerini ise kitap hakkında vereceğim kısa bilgilerden sonra sıralamak istiyorum. Kitap yazarın ilk kitabı   23 yaşında yazmış  bu kitapla Orhan Kemal Romal Armağanı ve Milliyet Yayınları Roman Armağanını almış.

Kitap 3 bölümden oluşuyor ilk bölümde Cevdet Bey in bir günü anlatılır.

Cevdet Bey ticaretle uğraşan müslüman bir tüccardır. Osmanlının son dönemlerinde İsanbulda ticaret  hayatı içinde kendini çok yalnız hisseder çünkü kendisinden başka müslüman tüccar yoktur hepsi Yahudi ve Rum dur. Cevdet bey bunu kendince müslümanların ticarete cesaret edemediği yönünde yorumlamaktadır bu düşünceler içindeki Cevdet Beyin gelecekle ilgili tek hayali mutlu bir aileye sahip olmaktır bu yüzden Nişantaşında bir konak beğenir ve onu satın alır tek istediği bu evde kalabalık ve mutlu bir aileye sahip olmaktır. Cevdet Bey bu aileye kavuşacağına okadar emindir ki yazıhanesinin  adını Cevdet Bey ve Oğulları olarak koyar. Cevdet Bey Şükrü Paşanın kızı Nigan Hanım ile nişanlıdır ama onu sadece  2 kez görmüştür ve bu yüzden onu hayallerindeki mutlu aile tablosuna yerleştirmekte hep zorlanır. Bu gelişmeler içerisinde Cevdet  Beyin çocukluğunda onu hep etkileyen ve örseleyen abisi Nusret  beyoğlunda bir pansiyonda hasta yatmaktadır jöntürk düşüncesine sahip Nusretin kardeşinden son isteği oğlu Ziyayı Cevdet'in yetiştirmesidir.

İkinci bölüm bir tren vagonunda başlar Londrada inşaat mühendisliği okuyan Ömer yurda döner. Ömer Cevdet Beyin küçük oğlu Refik'in arkadaşıdır aradan 30 yıl geçmiştir ve Cevdet Bey istediği mutlu aileye sahiptir. Cevdet Bey karısı Nigan Hanım büyük oğlulları Osman karısı Nermin çocukları Cemil ve Lale , küçük oğulları Refik ve karısı Perihan , en küçük çocukları Ayşe  nişantaşında yıllar önce Cevdet Bey'in hayalini kurduğu evde yaşamaktadırlar.

Bu bölümde ilk dikkatimi çeken  kendi hikayelerini kendi ağızlarından anlatan karakterlerin sığ hayatları oldu zaten yazarın vermek istediğininde bu olduğunu düşünüyorum. Osmanlı devrilmiştir yeni bir Türkiye vardır ortada Cevdet Bey yaşlanmıştır çocuklarının özellikle Osmanın istediği üzerine artık işyerine gitmemektedir. Osman Galatasaray mezunudur , babasının yolunda giden ve  ilerleyen bölümlerde bir metresi olduğunu öğrendiğimiz sığ bir karakterdir. Kitap ilerledikçe yazarın kendi hayatından en çok şey kattığı karakterin Refik olduğuna inandım zira Refik ve arkadaşları Ömer ile Muhittin ikinci bölümde büyük bir yer kaplıyorlar . Muhittin mühendislikten arta kalan zamanlarda şiir yazan 30 yaşına gelmeden iyi bir şair olmazsa kendini öldüreceğini söyleyen karakterlerden birisidir. Ömer londrada inşaat mühendisliği eğitimi aldıktan sonra İstanula bir Fatih olacağım düşüncesiyle gelen herşeyden çok kendi zekasına önem veren kendini herşeyden üstün gören biridir. Refik abisi ile birlikte yazıhaneye gidip gelsede yaşamak istediği hayatın bu olmadığını düşünmektedir hep okuduğu kitaplardan etkilenip vatan ve halk için birşeyler yapması gerektiğini düşünmektedir.

Kitap öncedende bahsettiğim gibi Nişantaşı , paşa çocukları, zengin tüccar aileler  çevresinde döndüğü için genel olarak memleketin halinden bir  memnuniyetsizlik söz konusudur ve en basit olarak Nigan hanım sıksık aradığı perdelik kumaşları bulamadığını hatta Türkiyede hiçbirşeyin bulunmadığından şikayetçidir. Muhittin'in şiiri kitabı yayınlansada hiç ses getirmez bir gün meyhanede tanıştığı bir öğretmenin etkisiyle türklük akımına kaptırır kendini aslında bu akımada inanmaz ama hiçbirşeye inanmadığı için türklük akımını bir sığınak olarak görür .Ömer nişanlanır ve para kazanmak üzere Kemah 'a tren yolu yapımına gider bu sırada Cevdet bey vefat eder Refik 'in eşi Perihan bir kız çocuğu dünyaya getirir adını Melek koyarlar Nigan Hanım Cevdet Beyin gidişine katlanabileyim diye Melek geldi der hep yıllarca. Refik'in  içindeki fırtınalar bi türlü dinmez ve birgün evden ayrılır giderken Kemaha Ömerin yanına gideceğini söyler. Ömerin yanına giden Refik aylarca orda kalır ve köy kalınması ile ilgili bir kitap yazar ülkede ki köylü halkın nasıl kalkınması gerektiği ile ilgili tezleri vardır yalnız Kemah dönüşü gittiği Ankarada Ömerin kayınpederi milletvekili Muhtar Beyin yardımlarına ragmen kimse ilgilenmez Ömerin bu yazıları ile sadece Tarım Bakanlığı tarafından kitap haline getirilip basılır. Refik'in içindeki fırtınalar dinmesede ailesinin yanına İstanbula döner. Ömer kendi zekasına düşkünlüğü ve çevresindeki herşeyi bayağı bulması nedeniyle nişanlısı Nazlı ile yollarını ayırır ve Kemah' a gidip orada bir köşk ve tarlalar alıp çiftçilik yapar . Cevdet Beyin abisi Nusretin ölürken Cevdet Beye emanet ettiği Ziya askeri liseye gideceğini söylerek yıllar önce evden ayrılmıştır Cevdet Bey de onun için yatılı okumanın en iyisi olduğu söylemiş ve bu düşüncesinde onu desteklemiştir yıllar yılı Ziya amcası Cevdet Beyi ve daha sonralar kuzeni Osmanı kendine düşen hakkı almak için sıksık rahatsız etmiştir. İçindeki bunalımları yenemeyen Refik en iyisi nişantaşındaki bu kalabalık evden ayrılıp bir apartman dairesine taşınmak olduğuna karar verir Perihan da bu düşünceyi destekler ayrıca Perihan Refik'in Kemahta olduğu bir dönemde yolda yengesi Nermini başka bir adam ile kolkola görmüş bundan sadece Refik' e söz etmiştir. Refikte abisinin başka bir kadınla ilişkisi olduğunu bilmektedir bunları bilipte herikiside kimseye bişey söyleyemedikleri için nişantaşı ve bu evden biran önce uzaklaşmak isterler. Osman ise annesini evi bir apartmana çevirme fikrine ikna etmeye çalışır fakat Nigan Hanım kendisi ölene kadar bu eve dokunulmayacağını söyler ve bunlardan hep erken gidişi nedeniyle Cevdet Beyi suçlar. Refik Cihangirde bir apartman katı tutar apartman hayatında en çok komşu hayatlarını merak eder evde ne konuşulduğu duymak ister ama duysada bişey anlayamaz zira komşuları hep Rumdur. Perihan ikinci çocuğuna hamiledir bu sırada Cevdet Beyin arkadaşı Fuat Beyin oğlu ile Ayşe nişanlanır. Ayşe yurtdışına gidip geldikten sonra çok değişmiştir önceleri piyano kursuna gider ve orada bir öğretmen çocuğa aşıktır ailesinin karşı gelmesi üzerine yurtdışına gönderilir döndüğünde ise bambaşka biri olmuştur oda Türkiyeyi beğenmez yurtdışını anlata anlata bitiremez. Annesinin daha önceden kendisine yakıştırdığı Fuat Beyin oğlu Remzi ile evlenmeyi kabul eder çok derinlere inmeden Remzinin kibar iyi ve eliaçık bir insan olduğuna inanır. İkinci çocuk için hazır olmayan Refik Ayşenin nişanı dönüşü evde hasta yatan Perihan'a yolda düşündüğünü ve çocuğun adının Ahmet olması gerektiğini söyler.

Üçüncü bölüm Ahmet ile başlar nişantaşındaki apartmanın çatı katında yaşar Ahmet babasından kendisine sadece bu apartman katı kalmıştır çünkü babası hisselerini satmış ve parasınıda yeyip bitirmiştir .Ablası Melek'in  durumu iyi olduğu için bu daireyi kardeşi Ahmete bırakmıştır. Alt katta babaannesi Nigan hanım hasta yatmaktadır amcası Osman ve yengesi Nermin  kuzeni Celil ve eşi de bu apartmanda otururlar . Ahmet ressamdır Galatasaray lisesinde okuduktan sonra Pariste resim eğitimi almıştır. Babası Refik ise annesi Perihandan ayrıldıktan sonra 10 yıl babaanesi ile yaşamış ve kanserden ölmüştür annesi Perihan ise başkası ile evlenmiştir. Refikte babası gibi yaptığı işi benimseyemez resimlerinin anlaşılmamasından şikayet etsede resim yapmanın devrime ne gibi bir faydası olduğu yönündeki çelişkili  düşünceleri içerisinde boğulmaktadır. Bağımsız sosyalist olan Ahmet zamanının büyük bölümünü çatıkatındaki dairesinde resim yaparak geçirir . Kitabın son ayfalarına gelindiğinde kuzeni Celilin evine yemeğe çağrılır Ahmet orada  amcası Osman karısı Nermin , kuzeni Celil eşi Mine, diğer kuzeni Lale ve eşi Necdet, halası Ayşe kocası Remzi ve Celilin çocukları Cevdet ve Kaya vardır.Yemek sonrası tek konuşabildiği kişi olan arkadaşı İlknurla buluşur Ahmet,  ikili arasında geçen diyaloglarda Ahmetin babası Refik in tuttuğu günlükleri çeviren İlknur günlüklerde yazanlardan bahseder bu günlüklerde  Cevdet beyden Ömer ve Muhittine kadar bir çok kişi vardır . İlknur tektek bu kişilerle ilgili Refik'in yazdıklarını anlatır bir çoğunu zaten Ahmet bilmektedir İlknur ise şimdi o kişilere ne olduğunu sorar babasının arkadaşı Ömer Kemahta çiftçiliğe devam etmiştir zengin ve aptal olan bir kadınla evlidir.Muhittin AP milletvekili olmuştur iddia ettiği üzere 30 yaşında iyi bir şair olmadığı için kendisi öldürmemiştir.

Gece sonunda İlknuru evine bırakan Ahmet daha önceden babasınında hep yaşadığı ve kendini sorguladığı düşünceler içerisindedir resim yapmaya devam etmekmi yoksa devrim yolunda birşeylermi yapmak gerekli idi babasının günlüklerini bırakmak için babannesinin evindeki babasının annesi Perihandan ayrılıp 10 yıl geçirdiği odaya gitmeye karar verir gittiğinde onu bir süpriz bekler babaannesi Nigan Hanım artık yaşamıyordur başında yıllardır onlara hizmet eden Emine Hanım ve hemşire çaresizlerdir evde hiç susmayan saatin artık çalışmadığını farkeden Ahmet bir müddet orda kalıp gelenlerin kalabalığında farkedilmeyeceğini anladığı anda yukarı çıkar ve terastan nişantasını izler.

Daha öncedende söyledğim gibi Orhan Pamuk kitaplarını okumak sanırım biraz olgunluk gerektiriyor zira o dönem içerisinde ülkeyi derinden etkileyen olaylara karakterilerin kayıtsız kalması yada yazarın isteği üzerine üzerinde fazla durulmaması benim eskiden eleştireceğim bişeydi örneğin  Atatürk 'ün ölümünün bir kaç kelime ile geçiştirilmesi kazanılan zaferler yerine ülkenin batıya göre geride kaldığının  düşünülmesi ve batı hayranlığı karakterlerin hepsinde mevcut. İyi eğitim almış maddi sıkıntı yaşamayan gençlerin bir düşünceye iananmk  ve ona kayıtsız şartsız bağlı olamama gibi bir sıkıntıları mevcut ve iç hesaplaşmalarında sürekli ''Ne yapmalıyım ve Hayatının anlamı nedir '' i sorgulamaktadırlar. O dönem içerisinde nişantaşında yaşayan üç kuşak bir ailenin hikayesi okumaya değer değişik bir bakış açısı sunuyor.

Arka kapaktan alıntı.

Nişantaşlı bir ailenin üç kuşak boyunca serüvenlerini anlatan bu kitap ev içlerinin renklerini, zamanın akışını, günlük sıradan konuşmaları akılda yer eden kahramanlar aracılığıyla saptarken okura geleneksel romandan alınacak hazları bütünüyle veriyor. Yüzyıl başında İstanbul'da Abdülhamit'in son yıllarında küçük dükkan sahibi, ilk Müslüman tüccarlardan Cevdet Bey'in tutkusu hem işlerini büyütmek, zenginleştirmektir; hem de "Batılı anlamda" çağdaş, modern bir aile kurmak. Kökü taşraya uzanan kendi geleneksel ailesini bir yana bırakarak bu isteklerini gerçekleştirmeye girişen yalnız ve tüccar Cevdet Bey'in ve oğullarının günümüze uzanan hikayesi bir anlamda Türkiye Cumhuriyeti'nin özel hayatının da hikayesedir. Ev içlerini, yeni apartman hayatının, Batılışalan büyük ailelerin, Beyoğlu'na çıkıp alışveriş etmelerin, radyo dinlenen pazar öğleden sonrlarının dikkat ve sevgiyle anlatıldığı bu panaromik roman Orhan Pamuk'a hak ettiği ünü getiren olgun bir ilk kitaptır.

2 yorum:

erdoğan dedi ki...

bu roman diziye cevrilirse tutmaz çünkü ana karakteri üç kuşak nasıl yaşatacaksın

esra dedi ki...

evet türkiyede olmaz ama eminim amerikada olsa iyi bir dizi çıkardı bu kitaptan :)