Everest Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Everest Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ocak 2018

HEBA - HASAN ALİ TOPTAŞ



Ben sanırım Hasan Ali nin kendisini yazdığı kitaplardan daha çok seviyorum.İlk defa bir yazarın kendisine olan sevgim onun kitaplarının önüne geçti. Evet genelde yazarı severiz ve sevdiğimiz için kitaplarını okuruz  ama güngelir yazarın bir cümlesi ya da dünya görüşü veya bir röportajında kullandığı hoşumuza gitmeyen bir konuşmasından dolayı yazardan uzaklaşabiliriz.. Bu uzaklaşma  bir müddet onu okumamıza engel olur..

Ama ben kitaplarında kılıktan kılığa giren bu adam da kimi zaman bir ağacın insanlık için döktüğü gözyaşlarını , kimi zaman mantığını kaybetmiş bir sistemin içinde boğulan kurşun sıkan elin çaresizliğini , kimi zaman bir köyün acımasızlığını , baba özlemini  , büyük şehrilerin arka sokaklarındaki kötülüğün tadını bulabiliyorum..

Biliyorum ki küçük bir kasaba da dünyaya gözlerini açmış büyük büyük okullarda okumamış dünyayı geze geze kendine yeni hikayeler yaratmamış , belki sevmediği bir işi yapmış bir insan Hasan Ali Toptaş...Ama aldığı ödüller bile bunun bir kanıtıdır ki Hasan Ali yazınca başka yazar o kaleminin dokunduğu herşeyin duygusunu en deriniyle anlatır...

Uzun lafın kısası  onu konuşmasındaki sakinlik , duruşundaki mütevazilikten ve alçakgönüllü bir insan olmasından dolayı çok seviyorum, bu arada kitapta en güçlü tadı damağımda kalan hikaye ev sahibi Binnazınkiydi ve tabi ki kitap herşeyi ile  çok iyiydi...

İyi Okumalar...

''Bir an için beti benzi atar gibi oldu bunu yaparken.Elindeki kuşun sıcaklığı gövdesinin sıcaklığına karıştı ve bir yol bulup kalbine kadar gitti de ,orada uyuyan hassas bir noktaya dokundu sanki. Ya da kuş dokunuşa dönüşen bir sesle o kalbin içinde son kez öttü de, bu ötüş gelip aniden çocuğun betinde benzinde yankılandı''


İçi koşuyordu aslında, giderek büyüyen derin bir sızı halinde ,yangından kaçarcasına hiç durmadan soluk soluğa koşuyordu.İşte böyle yavaş yürümek zorunda kalan sakin bir gövdenin içinde koşa koşa o gün eve  ulaştı Ziya.



Ben hayatın uzak ve yorucu bir köşesine hızla gidip gelmiş gibi oldum bir bakıma. Ardından da tuttum , zaman denen büyük silginin himmetine sığındım. Acımı içime gömmekten ve olup bitenleri kabullenmekten başka çıkar yol bulamadım daha doğrusu.



Bu akraba meselesi içinden çıkılmaz bir şeydir. Bazen için kopar dışın kalır mesela , bazen de için bağlı kalır ama dışın kopar. Ekseriyetle insanı muallakta bırakan bir acayip haldir yani. Ayrıca , hiç kuşkusuz , bir insanın ne kadar çok akrabası varsa o kadar çok ölüm görecek ve o kadar çok acı çekecek demektir.



Evet , hayatı gırtlağına kadar dolduran onca ıvır zıvırın arasından emsalsiz bir şey daha o yaşta gözüme görünmüştü benim ve şavkı gelmiş ta ruhumun derinliklerine vurmuştu.



Bir insanın , kendisine zulmedene gülümsemeye mecbur bırakılmasından daha beter bir zulüm olamazdı yeryüzünde.



Gerçek fazlasıyla hissedildiğinde insana her vakit gerçek değilmiş gibi gelir.



Her inancın kıyısında köşesinde bir miktar şüphe olmalı ki inanç kendi içinde manevra yapıp varlığını tamamlayabilsin.



İnsan içindeki canavarı öldürürse çöle dönüşür.

11 Ağustos 2017

BEN BİR GÜRGEN DALIYIM - HASAN ALİ TOPTAŞ



Çünkü ,insanların büyük bölümü, birçok güzelliği göremezdi.
Büyük bölümü , birçok güzelliğe dokunamazdı.
Onlar ,birer uyurgezer gibi,geçip giderlerdi güzelliklerin yanından.Ya da , kafalarına taktıkları başka bir güzelliğin peşinden koşarken,onun uğruna ,birçok güzelliği de ayaklarının altına alıp hiç farkına varmadan acımasızca ezerlerdi.


Ak sakallı meşenin dediği gibi ,insanın zalimliğine ağaçlarla kuşlar,böceklerle otlar,hayvanlarla taşlar değil , ancak insan karşı koyabilirdi.
Dönüp dolaşıp insanda başlıyordu her şey ,dönüp dolaşıp insanda bitiyordu.
Gerisi boştu...
Yani insanın karışmadığı her şey bir masaldı.


''Hoşça kalın'', dedim onlara usulca ''hoşça kalın..''
Kaldılar.


Sanmıyorum ,zavallı adam atları kamçıladığının bile farkında değildi.At diye,olanca öfkesiyle parasızlığa vuruyordu belki de,doktorsuzluğa,çaresizliğe ve ümitsizliğe vuruyordu.

''Kilit ne demektir bilir misiniz?''
''Ne demektir?''
Ben size söyyleyeyim, kilit ,insanın utancı demektir her şeyden önce...İnsanoğlunun nereye ulaştığının göstergesi demektir.İnsanların birbirlerine duydukları güvensizliğin elle tutulur halidir kilit.Birbirlerine duydukları saygının derecesidir.Bu yüzden ,bir çeşit utanç belgesidir her kapıda.Hatta ,her dolapta, her çekmecede , her çantada, her kasada,her kutuda..Gene de , insanların yüzü kızarmaz onu görünce.

Öyle ki onların yüzüne bir damla mutluluk düşse , biz avlu duvarının dibinde yemyeşil yapraklanabilirdik.

Zaten, bir zamanlar bana ak sakallı meşenin anlattığına göre , adına savaş denen şey ,yeryüzünün herhangi bir noktasında başlayıp herhangi bir noktasında bitmezdi.
Her şey gibi , o da insanda başlayıp insanda biterdi.
Bu yüzden , cepheler falanca dağda ya da falanca ovada değildi.
Cepheler, bütün acımasızlıklarıyla insanoğlunun içindeydi.


Yani ,insan bir savaş alanıydı.Ceket ,gömlek,pantolon ya da etek giymiş, kravat takmış, tıraş olmuş,kokular sürmüş bir savaş alanı.Gülümseyen bir savaş alanı.Öpen hatta ,okşayan,konuşan,susam,çiçekler alıp çiçekler veren bir savaş alanı..
Peki , bir barış bahçesi olamaz mıydı aynı insan?
Şöyle , güllerin kuş cıvıltılarına,kuş cıvıltılarının güllere karıştığı, mutlu yüzlerle dolu rengarenk bir barış bahçesi?


Bir süre sonra,işte bu askerler , gelip itile kakışa,ağaç harmanlarının üstüne oturdular.
Birbirlerine laf atarak şakalaşmayı sürdürüyorlardı.Bense ,onların gözbebeklerindeki yaşama sevincini gördükçe, günün birinde bu insanların kalkıp savaşa gideceğine bir türlü inanmıyordum. Akıldışı bir şeymiş gibi geliyordu bu bana.Böyle ağız dolusu gülebilecekken , böyle neşeyle şakalaşabilecekken,silaha sarılıp tıpatıp kendilerine benzeyen başka insanlara kurşun sıkarak onları delik deşik edemezler,diye geçiriyordum içimden.

Ya da ,böylesine güzel gülebilen insanlar ölemez, öldürülemez, diye geçiriyordum.



İnsanoğlunun düşünmeden acımadan basıp geçtiği tüm canlıların hikayesidir Gürgen dalının hikayesi. Ağaçlar gün gelip kesilseler bile yine insanoğluna yarar sağlayacak güzel şeyler olmak isterlermiş mesela bir gitar olmak ama istemezlermiş hiç mapushane kapısı olmak hele ki odun olup yanmak hiç istemezlermiş.Ağaçlar hayvanlar tekmil tüm doğa insanı bu kadar severken nedir bu insanın acımasızlığı ?


Dönüp dolaşıp insanda başlıyordu her şey ,dönüp dolaşıp insanda bitiyordu.
Gerisi boştu...
Yani insanın karışmadığı her şey bir masaldı.

İyi Okumalar..



12 Kasım 2016

KUŞLAR YASINA GİDER - HASAN ALİ TOPTAŞ



Hasan Ali Toptaş yeni kitap çıkarmış kitabın kapağındaki fotoğraf o kadar tanıdık ki  hemen alıyorum bir tane .Biliyorum ki içerisindekiler yüreğimin bir yerlerine dokunacak .

Şaşırtıcı derece benzerlik Aziz ile oğlu arasındaki ilişki aynı babam ve dedem arasındaki gibi. Azizi yaşadıklarından dolayı bazen babama benzetsemde genel anlamda dedem. Babam ve dedem arasında değişik bir bağ vardı hep ,dedem çocukları arasında babama ayrı bir düşkündü yaşlılığının son demlerinde artık babam dedemin babası gibi olmuştu. Dedem sessizce dinlerdi oğlunu itiraz etmezdi fazla ama istediği birşeyde de babam onu kırmaz isteğini yerine getirirdi.

Birgün köye gitmek isteyen dedemi köyde kimsenin olmadığına havanın soğuk bahçedeki herşeyin kurumuş olduğuna inandıramamış geri döneceğini bile bile götürmüştü babam ve gitmeleriyle de dönmeleri bir olmuştu. Köyle ilçe arası kaç kez gidildi böyle bilinmez.Babam babaannemlede çok ilgilendi ama dedeme olan düşkünlüğü başkaydı.''Babalar ,alınlarımıza yazılmış yalnızlıklardır'' diyor sonra yazar biryerde anlıyorum nedenini.

''Allah günah yazmasın , ben de öyle yapıyorum zaten dedi annem usulca; elimden  ne gelir , her gece sabaha kadar anlatıyor. sabaha kadar isim sayıyorum.'' bu cümleyi okuyunca çok şaşırıyorum babaannemde aynıydı, geceleri yatağında durmadan kendi kendine konuşurdu isim sayardı hep. Çok erken yaşta anne ve babasını kaybetmiş kardeşleriyle ayrı düşmüş sevdiklerini kaybetmiş bir kadın geceleri anılarına sığınıp sevdiklerini sayardı işte tek tek.

Dedem hasta yatağında sırayla yüzümüze bakar kimimizle göz göze  gelince ağlardı bazen alakasız insanlara ağlar mesela onu ziyarete gelen mahalle bakkalına  ya da komşuya babamda sorardı '' iyide baba şimdi niye ağladın '' , omuz silkerdi dedem bende bilmiyorum derdi. Ölürsem yazık olacak  bana derdi 90 yaşında olduğunu bilmez gibi gülerdik biz torunlarıda.

Yazarın kitapta anlattığı gibi geçmiş olsuna gelenlerin bizde de bir süre sonra hastayı unutup kendi sağlık sıkıntıları ya da tarla tapan mevzularına başlaması üzerine  dedemde köşesinde çenesini sinirli sinirli titrete titrete etrafına bakardı. Gittiklerinde de arkalarından demediğini bırakmazdı.

Cebindeki telefon çaldığında onu çıkarmak için abartılı bi  şekilde diğer tarafına eğilenle ,konuşurken ellerini konuşmanın şiddetine göre hareket ettiren , yerde otururken konunun hararetine göre bir o ayağının bir öbür ayağının üzerine devrilen insanlar işte aynı benim memleketimin insanları gibi.

Dupduru Türkçeyle yazılmış babaya bir güzelleme Kuşlar Yasına Gider.İyi ki varsın Hasan Ali Toptaş sensiz bu toprakların edebiyatı susuz nefessiz kalırdı.


''Uzak tül ağartısına benzeyen incecik bir kaygı vardı bakışlarında, rüzgara kapılmış gibi, kımıldanıp duruyordu.

O sırada bu cümle , fazlasıyla anlam yüklediğimiz boş sözlerden biriymiş gibi geldi bana.

Yüzündeki durgunluğun etrafından da aşağıya doğru bir kucak sakal akıyordu.

Velhasıl acı biberdir el kapısı.

Kardeşi gözlerini devirip bir ona, bir eniştesine bakıyor ve arada bir gülecek gibi oluyordu ama yakışık almayacağı için , tutuyordu kendini.Tutarken şöyle bir sarsılıyordu hatta ve yüzünde yer bulamayan hareketler o vakit gidiyor , üst üste yığılarak , gözlerinin içinde yanıp sönüyordu.

Dünya gözyaşlarının içimdeydi artık , dünya bulanıktı, dünya ıslaktı ve dünya kalın uğultular eşiğinde,etrafa buğular saçarak , hafif hafif titriyordu.

Zaten o yıllarda burnumuzun ucunda gezinen bir mazot kokusuydu babam, kulağımızda çınlayan uzak bir motor sesiydi ve az evvel dediğim gibi , gitti mi gelmek bilmezdi bir türlü.

28 Eylül 2013

GİZLİ ANLARIN YOLCUSU \ BORANIN KİTABI \ DÖNÜŞ - AYŞE KULİN

Kitabı okumadan önce içeriği hakında biraz bilgim vardı keşke olmasaydı çünkü bu kitabı okumak elinde heran patlamaya hazır bir bombayı tutmaya benziyor.

Olayların gidişatı kimi zaman kalp atışlarını hızlandırıp heyecanlandırıyor kimi zaman midene ağrılar sokuyor kimi zamanda çok üzüyor.Kitap tanıtımında da dediği gibi Ayşe Kulin uç noktalara değinmiş ne kadar özgür düşünce ve hayat görüşüne sahip olsamda ben bile arada yapma yaaa falan oldum.

Bir çırpıda okudum zira elden bırakmak mümkün değil insan kitapta yazanları uzun süre aklından çıkaramıyor.


          
Serinin  ikinci kitabı ilk kitapda da olan Bora adlı   karakterin  gözünden yaşananlar .Boranın çocukluk arkadaşını bulması,çocukluk anıları farklı bir hayata geçişi arkadaşına yardım etme çabası yeralıyor. İlk kitap kadar akıcı değildi arkadaşı ile uzun sohbetleri beni biraz sıktı açıkcası.

       
Serinin en sevdiğim kitabı 2 günde okudum sanırım. Herşey olup bittikten sonra anne kızın  gözünden yaşananlar, yalanlar ,yanlış anlaşılmalar, değişen hayatlar. Kitap sanki devamı gelecek gibi bitti. 

Bu kitapları çok kısa sürede okudum ve anladım ki böyle akıcı sürükleyici kitapları okumak bana iyi gelmiyor ben keyif yapa yapa günde bir kaç saatimi ayırarak kitap okumalıyım. Hızlı kitap okumak sonrası için bana zarar veriyor okuma hevesimi kırıyor birazda yorgunluk yapıyor.

08 Temmuz 2013

UYUMSUZ DEFNE KAMAN MACERALARI SU - BUKET UZUNER

Bu kitabı okuduktan sonra insan eskisi gibi olamıyor. Hani içinde biraz , hayvan ve doğa sevgisi varsa işte bu kitapta yazar o birazı çoğaltıyor da çoğaltıyor.

Defne Kaman aslında uyumsuz değildir sadece diğer insanlar gibi yaşamadığı doğaya , insana , hayvana saygı duyan Umay Ninesi tarafından çok özel yetiştirilmiş kadın hakları savunucusu araştırmacı bir gazetecidir. Defne Kaman bir gün ortadan kaybolur ve hikayede böle başlar.

Buket Uzuner kayıp gazeteciyi ararken pek çok konuya değinmiş. Kadın cinayetleri , gösteri yunuslarının dramı, mezhep ayrılıklarının ayırdığı insanlar gelenekler töreler ,Kutadgu Bilig ( Mutluluk Bilgisi ) Kitabı, Kamanlık - Şamanlık.

Şayet yazarla bir gün karşılaşırsak kendisine bir sorum olacak Kumral Ada Mavi Tunada da yaptığı bişey bu , neden bunu yaptığını sorucam  kendisine her iki kitabıda okuyanlar anlar beni belki , kitapla ilgili fazla tiyo da vermek istemiyorum. Bu arada karakterleri çok benimseyemedim benim için ön planda olan temas edilen konular ve bilgilerdi bu yüzden mutlaka okunması gereken özel bir kitap olduğunu düşünüyorum kitap seriside Toprak, Hava ve Ateş olarak devam edicekmiş.


İyi Okumalar...