Orhan Pamuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Orhan Pamuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

04 Haziran 2018

KAFAMDA BİR TUHAFLIK - ORHAN PAMUK


Okuyup bitireli çok oldu , bir çok kitap gibi bloga yazılmadan rafa kaldırılsın istemedim. Hatırımda kaldığı kadar bana hissettirdikleri kadar yine de anlatmalıyım  Kafamda Bir Tuhaflık kitabını.

Okurken çok keyif aldım okuduğum diğer Orhan Pamuk kitaplarında olduğu gibi .Orhan Pamuk karakter kurmada çok başarılı  kitabın kahramanlarından biri olan Mevlüt'ün sıradan ama sıradan olduğu kadar ilginç hikayesini  hiç sıkılmadan ve hep merakla okudum.

İstanbul'un tepelerine Anadolu'dan gelip bir gecede ev kuranların hikayesidir Mevlüt'ün hikayesi ya da Gazi mahallesindeki kıpırdanmanın hikayesidir ,sokakta yoğurt satmanın , bozanın yok oluşunun ,İstanbul sokaklarının , yanlış anlama sonrası sevmenin çok sevmenin hikayesidir Mevlüt'ün hikayesi.Güzel karakterdir Mevlüt ben seviyorum Orhan Pamuk kitaplarını. 

İnstagramda Haşmet Babaoğlu' nun bir paylaşımına denk geldim. Ne okumalı nasıl okumalı diye sorulunca kendisine şöyle cevap veriyor : İnsan 20 lerinin sonuna kadar her romancıyı  her denemeyi her türü az çok okumalı , ama 20 leri bitirdikten sonra yazar okumaktan yanayım kitap değil yazar tercih edilmeli diyor. Ben de aynı görüşteyim o yüzden dönüp dönüp Hasan Ali Toptaş ,Orhan Pamuk ve Yaşar Kemal okuyorum çünkü edebiyata doyurma garantileri var :) Arada hayatıma yeni yazarlar ekliyorum ama nokta atışı yapmam lazım bütçe ve zaman meselesinden dolayı  onlarda da  başarılı olduğumu düşünüyorum zira Sema Kaygusuz  ve Latife Tekin de her kitabı okunacaklar listemde.

İyi Okumalar..


''Siyasetin aşırısında yapmacıklı bir şey vardı''

''Mardin'de deniz olmamasına rağmen midye dolması işini herkesten kapmış olmalarını sürekli tekrarlar ,bunu Mardinlilerin uyanık ve zeki olmalarıyla açıklardı''

''Ferhat askerde gördüklerinden ve yaşadıklarından , Diyarbakır cezaevine düşüp işkence gören tanıdıklarının hikayelerinden fazla etkilenip siyasallaşmıştı''

''Kafamda bir tuhaflık var, dedi Mevlüt Ne yapsam bu alemde yapayalnız hissediyorum kendimi''

''Görücü usulu evlilikte zor olan şey, kadının hiç tanımadığı biriyle evlenmesi değil , hiç tanımadığı birini sevmek zorunda olmasıdır, derler..Ama aslında bir kızın hiç tanımadığı biriyle evlenebilmesi daha kolay olmalı, çünkü tanıdıkça inanın erkekleri sevmek daha da zorlaşıyor''

''Herkesin bildiği gibi şeref meselesi gibi laflar aslında insanların birbirlerini gönül rahatlığıyla öldürmeleri için icat edilmiş bahanelerdir ''

İnsan , kalbinin temizliğine ,niyetinin halisaneliğine rağmen Allah'ın huzurundayken kendisi olamıyorsa ne yapmalıydı ?




26 Kasım 2013

BENİM ADIM KIRMIZI - ORHAN PAMUK


Benim için lezzetli kitap diye bir şey var ve bu kitapta çok lezzetli hani sevdiğimiz bir yiyeceği yavaş yavaş mest olarak yeriz ya işte bende bu kitabı yavaş yavaş mest olarak okudum. Yalnız bu kitabı alalı baya oldu ve ben en az 3-4 kez yarım bıraktım çünkü hep aklımda başka kitaplar vardı ve yanlış zamanda başladım bu kitaba. Okumak için en doğru zaman kesinlikle kış mevsimi mümkünse kitaptaki gibi dışarıda kar yağsın yada puslu yağmurlu bir hava olsun. 

Kitap İstanbul'da ve karlı 9 günde geçiyor hani ben kitabın içine o kadar girdim ki 9 gün falan olduğunu arka kapaktaki yazıdan biliyorum geçen zamanın farkında bile değilim .

1591 yılı enişte efendinin padişah için yaptırdığı gizli bir kitap bu kitabı hazırlayan nakkaşlar ,enişte efendi ve onun güzel kızı Şeküre , enişte efendinin yeğeni Kara, Şekürenin oğulları Şevket ve Orhan  çevresinde geçiyor .Kitap ''Ben Ölüyüm'' adlı bölümle başlıyor  her bölümün anlatıcısı farklı  Şeytanı, Ölümü, Kırmızı Rengi,  Ağacı, Köpeği yani canlı cansız herşeyi dillendiriyor yazar.

Bunlar içinde en çarpıcısı da zaten ''Ben Ölüyüm'' ben bu bölümde  Orhan Pamuk'un neden iyi bir yazar olduğunu anladım çok çarpıcı cesur bir dili ayrıca farklı bir bakış açısı var kelimeleri insanın suratında bir tokat gibi patlıyor dilin cesurluğu kitaba ayrı bir lezzet katıyor sıradanlıktan çıkarıyor Cevdet Bey ve Oğulları kitabından sonra ben karşımda bambaşka bir Orhan Pamuk buldum bu sayede her kitabında da farklı bir yazara dönüşeceğini düşünüyorum bu da zaten onu büyük bir yazar yapmaya yeter.

Bir katil aranıyor aynı zamanda , nakkaşlar arasında işlenen bir cinayet şüpheli 3 nakkaş okurun bunu bulmasını da istiyor yazar ayrıca nakkaşhaneyi  ,nakkaşları , nakkaşın uslubu var mıdır ? Sorusunu o dönem nakkaşlarının nerden etkilendiklerini Venedik mi yoksa Acem nakkaşlarının izinden mi gitmeleri gerektiğini anlatıyor.

Yazar nakkaşların ağzından pek çok hikaye dillendirmiş ve bu kitap için çok araştırma yaptığı belli çünkü efsanelere çok fazla yer vermiş Firdevsi'nin Şehnamesi , Leyla ile Mecnun , Ferhat ile Şirin , kendi Oğlunu yanlışlıkla öldüren Rüstem sahneleri sıksık nakkaşlar tarafından resmediliyor ve bunlar üzerine onlarca hikaye anlatılıyor .

Kitabı okuyup bitirdiğim günün gecesi kitabı düşünürken son paragraf aklıma geldi ve çok güldüm Şeküre'nin ağzından biter kitap ve Şeküre hikayeyi bir gün yazar diye oğlum Orhan'a anlattım herşeyi der ve şöyle ekler .

'' Her zaman asabi, huysuz ve mutsuzdur ve sevmediklernie haksızlık etmekten hiç korkmaz . Bu yüzden Kara'yı olduğundan şaşkın, hayatlarımızı olduğundan zor , Şevket'i kötü ve beni olduğumdan güzel ve edepsiz anlatmışsa sakın inanmayın Orhan'a. Çünkü hikayesi güzel olsun da inanalım diye kıvırmayacağı yalan yoktur.

Bu Orhan acaba yazarımızın kendisimi.


''Nakış aklın sessizliği , gözün musikisidir.''

'' Bu gibi durumlarda , yani kalbimizin bir türlü çıarmak sitemediği acı sonucu , acımasız aklımız çıkarır çıkarmaz, bütün gövdemiz isyan eder ona.''

''Hepimize olur : Bazen mantıklı düşünüyorum diye haftalar , yıllar boyunca hayal kurduktan sonra, bir gün bir şey görürüz, bir yüz , bir elbise, mutlu bir insan ve biranda hayallerimizin gerçekleşmeyeceğini , mesela o kızı bize hiç vermeyeceklerini , mesela filanca mevkiye hiç getirilmeyeceğimizi anlayıveririz.''

''Biz , aynı kadına aşık iki erkek , o önde , farkına hiç mi hiç varmadığı ben arasında, İstanbul'un sokaklarında döne kıvrıla ine çıka ilerler, köpek sürülerinin savaşlarına ayrılmış ıssız sokaklardan, cinlerin beklediği yangın yerlerinden , kubbelerine meleklerin yaslanıp uyuyakaldığı camilerin avlularından , ruhlarla mırıl mırıl konuşan servi ağaçlarının yanı başından , hayaletlerin kaynaştığı karla kaplı mezarlıkların kenarlarından , adam gırtlaklayan haydutların az ötesinden , bitip tükenmez dükkanların , ahırların, tekkelerin , mumhanelerin, saraçların , duvarların arasından kardeş kardeş geçer gideren ben onu takip değil , taklit ettiğimi düşünüyorum.''

'' Bir süre sonra ağlamak yüreğimi yumuşatıp beni iyi bir insan yaptığı için ağladığımı farkettim.''

'' Bu sözleri sanki ağzıma bir başka gücün koyduğuna inanıyordum , ama tutamıyordum da kendimi. Budan sonra mutlu olma ve umut etmek için hiçbir yolum kalmamıştı. Yalnızca zeki ve alaycı olabilirdim ve her zaman eğlenceli bu iki sevimli cinin , zekanın ve alaycılığın arkasında , onlara hükmeden Şeytan'ın  bana sokulan varlığını hissediyordum.''



26 Mart 2011

CEVDET BEY VE OĞULLARI

Daha önce bir kaç Orhan Pamuk kitabı okuma denemem olmuş ama hepsi başarısızlıkla sonuçlanmıştı. O zamanlar Orhan Pamuk'un dilini beğenmediğimi hatırlıyorum ayrıca onun abartılmış  bir yazar olduğunu düşünmüştüm ama geçen zaman içinde Orhan Pamuk kitapları okumama eksikliğini kendimde hissetmedim de değil bu eksikliği gidermek için yazarın benim için doğru olan kitabını araştırdım ve bunun  Cevdet Bey ve Oğulları olduğuna karar verdim.

Kitabı okurken  Orhan Pamuk okumak için belli bir olgunluğa erişmenin gerektiğine karar verdim bunun nedenlerini ise kitap hakkında vereceğim kısa bilgilerden sonra sıralamak istiyorum. Kitap yazarın ilk kitabı   23 yaşında yazmış  bu kitapla Orhan Kemal Roman Armağanı ve Milliyet Yayınları Roman Armağanını almış.

Kitap 3 bölümden oluşuyor ilk bölümde Cevdet Bey in bir günü anlatılır.

Cevdet Bey ticaretle uğraşan Müslüman bir tüccardır. Osmanlının son dönemlerinde İstanbul' da ticaret  hayatı içinde kendini çok yalnız hisseder çünkü kendisinden başka Müslüman tüccar yoktur hepsi Yahudi ve Rum dur. Cevdet bey bunu kendince Müslümanların ticarete cesaret edemediği yönünde yorumlamaktadır bu düşünceler içindeki Cevdet Beyin gelecekle ilgili tek hayali mutlu bir aileye sahip olmaktır bu yüzden Nişantaşın'da bir konak beğenir ve onu satın alır tek istediği bu evde kalabalık ve mutlu bir aileye sahip olmaktır. Cevdet Bey bu aileye kavuşacağına o kadar emindir ki yazıhanesinin  adını Cevdet Bey ve Oğulları olarak koyar. Cevdet Bey Şükrü Paşanın kızı Nigan Hanım ile nişanlıdır ama onu sadece  2 kez görmüştür ve bu yüzden onu hayallerindeki mutlu aile tablosuna yerleştirmekte hep zorlanır. Bu gelişmeler içerisinde Cevdet  Beyin çocukluğunda onu hep etkileyen ve örseleyen abisi Nusret  Beyoğlun' da bir pansiyonda hasta yatmaktadır jöntürk düşüncesine sahip Nusret'in kardeşinden son isteği oğlu Ziyayı Cevdet'in yetiştirmesidir.

İkinci bölüm bir tren vagonunda başlar Londrada inşaat mühendisliği okuyan Ömer yurda döner. Ömer Cevdet Beyin küçük oğlu Refik'in arkadaşıdır aradan 30 yıl geçmiştir ve Cevdet Bey istediği mutlu aileye sahiptir. Cevdet Bey karısı Nigan Hanım büyük oğlulları Osman karısı Nermin çocukları Cemil ve Lale , küçük oğulları Refik ve karısı Perihan , en küçük çocukları Ayşe  nişantaşında yıllar önce Cevdet Bey'in hayalini kurduğu evde yaşamaktadırlar.

Bu bölümde ilk dikkatimi çeken  kendi hikayelerini kendi ağızlarından anlatan karakterlerin sığ hayatları oldu zaten yazarın vermek istediğininde bu olduğunu düşünüyorum. Osmanlı devrilmiştir yeni bir Türkiye vardır ortada Cevdet Bey yaşlanmıştır çocuklarının özellikle Osman'ın istediği üzerine artık işyerine gitmemektedir. Osman Galatasaray mezunudur , babasının yolunda giden ve  ilerleyen bölümlerde bir metresi olduğunu öğrendiğimiz sığ bir karakterdir. Kitap ilerledikçe yazarın kendi hayatından en çok şey kattığı karakterin Refik olduğuna inandım zira Refik ve arkadaşları Ömer ile Muhittin ikinci bölümde büyük bir yer kaplıyorlar . Muhittin mühendislikten arta kalan zamanlarda şiir yazan 30 yaşına gelmeden iyi bir şair olmazsa kendini öldüreceğini söyleyen karakterlerden birisidir. Ömer Londra'da inşaat mühendisliği eğitimi aldıktan sonra İstanbula bir Fatih olacağım düşüncesiyle gelen herşeyden çok kendi zekasına önem veren kendini herşeyden üstün gören biridir. Refik abisi ile birlikte yazıhaneye gidip gelsede yaşamak istediği hayatın bu olmadığını düşünmektedir hep okuduğu kitaplardan etkilenip vatan ve halk için birşeyler yapması gerektiğini düşünmektedir.

Kitap öncedende bahsettiğim gibi Nişantaşı , paşa çocukları, zengin tüccar aileler  çevresinde döndüğü için genel olarak memleketin halinden bir  memnuniyetsizlik söz konusudur ve en basit olarak Nigan hanım sıksık aradığı perdelik kumaşları bulamadığını hatta Türkiyede hiçbirşeyin bulunmadığından şikayetçidir. Muhittin'in şiiri kitabı yayınlansada hiç ses getirmez bir gün meyhanede tanıştığı bir öğretmenin etkisiyle türklük akımına kaptırır kendini aslında bu akımada inanmaz ama hiçbirşeye inanmadığı için türklük akımını bir sığınak olarak görür .Ömer nişanlanır ve para kazanmak üzere Kemah 'a tren yolu yapımına gider bu sırada Cevdet bey vefat eder Refik 'in eşi Perihan bir kız çocuğu dünyaya getirir adını Melek koyarlar Nigan Hanım Cevdet Beyin gidişine katlanabileyim diye Melek geldi der hep yıllarca. Refik'in  içindeki fırtınalar bi türlü dinmez ve birgün evden ayrılır giderken Kemaha Ömerin yanına gideceğini söyler. Ömerin yanına giden Refik aylarca orda kalır ve köy kalınması ile ilgili bir kitap yazar ülkede ki köylü halkın nasıl kalkınması gerektiği ile ilgili tezleri vardır yalnız Kemah dönüşü gittiği Ankarada Ömerin kayınpederi milletvekili Muhtar Beyin yardımlarına ragmen kimse ilgilenmez Ömerin bu yazıları ile sadece Tarım Bakanlığı tarafından kitap haline getirilip basılır. Refik'in içindeki fırtınalar dinmesede ailesinin yanına İstanbula döner. Ömer kendi zekasına düşkünlüğü ve çevresindeki herşeyi bayağı bulması nedeniyle nişanlısı Nazlı ile yollarını ayırır ve Kemah' a gidip orada bir köşk ve tarlalar alıp çiftçilik yapar . Cevdet Beyin abisi Nusretin ölürken Cevdet Beye emanet ettiği Ziya askeri liseye gideceğini söylerek yıllar önce evden ayrılmıştır Cevdet Bey de onun için yatılı okumanın en iyisi olduğu söylemiş ve bu düşüncesinde onu desteklemiştir yıllar yılı Ziya amcası Cevdet Beyi ve daha sonralar kuzeni Osmanı kendine düşen hakkı almak için sıksık rahatsız etmiştir. İçindeki bunalımları yenemeyen Refik en iyisi nişantaşındaki bu kalabalık evden ayrılıp bir apartman dairesine taşınmak olduğuna karar verir Perihan da bu düşünceyi destekler ayrıca Perihan Refik'in Kemahta olduğu bir dönemde yolda yengesi Nermini başka bir adam ile kolkola görmüş bundan sadece Refik' e söz etmiştir. Refikte abisinin başka bir kadınla ilişkisi olduğunu bilmektedir bunları bilipte herikiside kimseye bişey söyleyemedikleri için nişantaşı ve bu evden biran önce uzaklaşmak isterler. Osman ise annesini evi bir apartmana çevirme fikrine ikna etmeye çalışır fakat Nigan Hanım kendisi ölene kadar bu eve dokunulmayacağını söyler ve bunlardan hep erken gidişi nedeniyle Cevdet Beyi suçlar. Refik Cihangirde bir apartman katı tutar apartman hayatında en çok komşu hayatlarını merak eder evde ne konuşulduğu duymak ister ama duysada bişey anlayamaz zira komşuları hep Rumdur. Perihan ikinci çocuğuna hamiledir bu sırada Cevdet Beyin arkadaşı Fuat Beyin oğlu ile Ayşe nişanlanır. Ayşe yurtdışına gidip geldikten sonra çok değişmiştir önceleri piyano kursuna gider ve orada bir öğretmen çocuğa aşıktır ailesinin karşı gelmesi üzerine yurtdışına gönderilir döndüğünde ise bambaşka biri olmuştur oda Türkiyeyi beğenmez yurtdışını anlata anlata bitiremez. Annesinin daha önceden kendisine yakıştırdığı Fuat Beyin oğlu Remzi ile evlenmeyi kabul eder çok derinlere inmeden Remzinin kibar iyi ve eliaçık bir insan olduğuna inanır. İkinci çocuk için hazır olmayan Refik Ayşenin nişanı dönüşü evde hasta yatan Perihan'a yolda düşündüğünü ve çocuğun adının Ahmet olması gerektiğini söyler.

Üçüncü bölüm Ahmet ile başlar nişantaşındaki apartmanın çatı katında yaşar Ahmet babasından kendisine sadece bu apartman katı kalmıştır çünkü babası hisselerini satmış ve parasınıda yeyip bitirmiştir .Ablası Melek'in  durumu iyi olduğu için bu daireyi kardeşi Ahmete bırakmıştır. Alt katta babaannesi Nigan hanım hasta yatmaktadır amcası Osman ve yengesi Nermin  kuzeni Celil ve eşi de bu apartmanda otururlar . Ahmet ressamdır Galatasaray lisesinde okuduktan sonra Pariste resim eğitimi almıştır. Babası Refik ise annesi Perihandan ayrıldıktan sonra 10 yıl babaanesi ile yaşamış ve kanserden ölmüştür annesi Perihan ise başkası ile evlenmiştir. Refikte babası gibi yaptığı işi benimseyemez resimlerinin anlaşılmamasından şikayet etsede resim yapmanın devrime ne gibi bir faydası olduğu yönündeki çelişkili  düşünceleri içerisinde boğulmaktadır. Bağımsız sosyalist olan Ahmet zamanının büyük bölümünü çatıkatındaki dairesinde resim yaparak geçirir . Kitabın son ayfalarına gelindiğinde kuzeni Celilin evine yemeğe çağrılır Ahmet orada  amcası Osman karısı Nermin , kuzeni Celil eşi Mine, diğer kuzeni Lale ve eşi Necdet, halası Ayşe kocası Remzi ve Celilin çocukları Cevdet ve Kaya vardır.Yemek sonrası tek konuşabildiği kişi olan arkadaşı İlknurla buluşur Ahmet,  ikili arasında geçen diyaloglarda Ahmetin babası Refik in tuttuğu günlükleri çeviren İlknur günlüklerde yazanlardan bahseder bu günlüklerde  Cevdet beyden Ömer ve Muhittine kadar bir çok kişi vardır . İlknur tektek bu kişilerle ilgili Refik'in yazdıklarını anlatır bir çoğunu zaten Ahmet bilmektedir İlknur ise şimdi o kişilere ne olduğunu sorar babasının arkadaşı Ömer Kemahta çiftçiliğe devam etmiştir zengin ve aptal olan bir kadınla evlidir.Muhittin AP milletvekili olmuştur iddia ettiği üzere 30 yaşında iyi bir şair olmadığı için kendisi öldürmemiştir.

Gece sonunda İlknuru evine bırakan Ahmet daha önceden babasınında hep yaşadığı ve kendini sorguladığı düşünceler içerisindedir resim yapmaya devam etmekmi yoksa devrim yolunda birşeylermi yapmak gerekli idi babasının günlüklerini bırakmak için babannesinin evindeki babasının annesi Perihandan ayrılıp 10 yıl geçirdiği odaya gitmeye karar verir gittiğinde onu bir süpriz bekler babaannesi Nigan Hanım artık yaşamıyordur başında yıllardır onlara hizmet eden Emine Hanım ve hemşire çaresizlerdir evde hiç susmayan saatin artık çalışmadığını farkeden Ahmet bir müddet orda kalıp gelenlerin kalabalığında farkedilmeyeceğini anladığı anda yukarı çıkar ve terastan nişantasını izler.

Daha öncedende söyledğim gibi Orhan Pamuk kitaplarını okumak sanırım biraz olgunluk gerektiriyor zira o dönem içerisinde ülkeyi derinden etkileyen olaylara karakterilerin kayıtsız kalması yada yazarın isteği üzerine üzerinde fazla durulmaması benim eskiden eleştireceğim bişeydi örneğin  Atatürk 'ün ölümünün bir kaç kelime ile geçiştirilmesi kazanılan zaferler yerine ülkenin batıya göre geride kaldığının  düşünülmesi ve batı hayranlığı karakterlerin hepsinde mevcut. İyi eğitim almış maddi sıkıntı yaşamayan gençlerin bir düşünceye iananmk  ve ona kayıtsız şartsız bağlı olamama gibi bir sıkıntıları mevcut ve iç hesaplaşmalarında sürekli ''Ne yapmalıyım ve Hayatının anlamı nedir '' i sorgulamaktadırlar. O dönem içerisinde nişantaşında yaşayan üç kuşak bir ailenin hikayesi okumaya değer değişik bir bakış açısı sunuyor.

İyi Okumalar...