11 Ağustos 2017

BEN BİR GÜRGEN DALIYIM - HASAN ALİ TOPTAŞ



Çünkü ,insanların büyük bölümü, birçok güzelliği göremezdi.
Büyük bölümü , birçok güzelliğe dokunamazdı.
Onlar ,birer uyurgezer gibi,geçip giderlerdi güzelliklerin yanından.Ya da , kafalarına taktıkları başka bir güzelliğin peşinden koşarken,onun uğruna ,birçok güzelliği de ayaklarının altına alıp hiç farkına varmadan acımasızca ezerlerdi.


Ak sakallı meşenin dediği gibi ,insanın zalimliğine ağaçlarla kuşlar,böceklerle otlar,hayvanlarla taşlar değil , ancak insan karşı koyabilirdi.
Dönüp dolaşıp insanda başlıyordu her şey ,dönüp dolaşıp insanda bitiyordu.
Gerisi boştu...
Yani insanın karışmadığı her şey bir masaldı.


''Hoşça kalın'', dedim onlara usulca ''hoşça kalın..''
Kaldılar.


Sanmıyorum ,zavallı adam atları kamçıladığının bile farkında değildi.At diye,olanca öfkesiyle parasızlığa vuruyordu belki de,doktorsuzluğa,çaresizliğe ve ümitsizliğe vuruyordu.

''Kilit ne demektir bilir misiniz?''
''Ne demektir?''
Ben size söyyleyeyim, kilit ,insanın utancı demektir her şeyden önce...İnsanoğlunun nereye ulaştığının göstergesi demektir.İnsanların birbirlerine duydukları güvensizliğin elle tutulur halidir kilit.Birbirlerine duydukları saygının derecesidir.Bu yüzden ,bir çeşit utanç belgesidir her kapıda.Hatta ,her dolapta, her çekmecede , her çantada, her kasada,her kutuda..Gene de , insanların yüzü kızarmaz onu görünce.

Öyle ki onların yüzüne bir damla mutluluk düşse , biz avlu duvarının dibinde yemyeşil yapraklanabilirdik.

Zaten, bir zamanlar bana ak sakallı meşenin anlattığına göre , adına savaş denen şey ,yeryüzünün herhangi bir noktasında başlayıp herhangi bir noktasında bitmezdi.
Her şey gibi , o da insanda başlayıp insanda biterdi.
Bu yüzden , cepheler falanca dağda ya da falanca ovada değildi.
Cepheler, bütün acımasızlıklarıyla insanoğlunun içindeydi.


Yani ,insan bir savaş alanıydı.Ceket ,gömlek,pantolon ya da etek giymiş, kravat takmış, tıraş olmuş,kokular sürmüş bir savaş alanı.Gülümseyen bir savaş alanı.Öpen hatta ,okşayan,konuşan,susam,çiçekler alıp çiçekler veren bir savaş alanı..
Peki , bir barış bahçesi olamaz mıydı aynı insan?
Şöyle , güllerin kuş cıvıltılarına,kuş cıvıltılarının güllere karıştığı, mutlu yüzlerle dolu rengarenk bir barış bahçesi?


Bir süre sonra,işte bu askerle , gelip itile kakışa,ağaç harmanlarının üstüne oturdular.
Birbirlerine laf atarak şakalaşmayı sürdürüyorlardı.Bense ,onların gözbebeklerindeki yaşama sevincini gördükçe, günün birinde bu insanların kalkıp savaşa gideceğine bir türlü inanmıyordum. Akıldışı bir şeymiş gibi geliyordu bu bana.Böyle ağız dolusu gülebilecekken , böyle neşeyle şakalaşabilecekken,silaha sarılıp tıpatıp kendilerine benzeyen başka insanlara kurşun sıkarak onları delik deşik edemezler,diye geçiriyordum içimden.

Ya da ,böylesine güzel gülebilen insanlar ölemez, öldürülemez, diye geçiriyordum.



İnsanoğlunun düşünmeden acımadan basıp geçtiği tüm canlıların hikayesidir Gürgen dalının hikayesi. Ağaçlar gün gelip kesilseler bile yine insanoğluna yarar sağlayacak güzel şeyler olmak isterlermiş mesela bir gitar olmak ama istemezlermiş hiç mapushane kapısı olmak hele ki odun olup yanmak hiç istemezlermiş.Ağaçlar hayvanlar tekmil tüm doğa insanı bu kadar severken nedir bu insanın acımasızlığı ?


Dönüp dolaşıp insanda başlıyordu her şey ,dönüp dolaşıp insanda bitiyordu.
Gerisi boştu...
Yani insanın karışmadığı her şey bir masaldı.



Hiç yorum yok: