27 Haziran 2015

PİNHAN - ELİF ŞAFAK

Yine bir Elif Şafak okuması bu yazardan bir türlü vazgeçemiyorum amacım bu ara yeni yazarlar tanımak ama bazı yazarların çekim gücünden bir türlü kendimi kurtaramıyorum .

Pinhan yazarın ilk kitabı 24 yaşında yazarak Mevlana Büyük Ödülü'nü almış. Kitaba gelirsek  Aşk  ve  Ustam ve Ben den daha çok sevdiğimi söyleyebilirim ve nihayet Elif Şafak'ta neden inat ettiğimi anladım bu serüven Pinhanı bulana kadarmış şimdilik Elif Şafak okumalarına ara verebilirim zira Pinhanın tadı uzun süre damağımda kalacak.

Pinhan mistik ,doğaüstü cinli perili ve farklı bir hikaye anlattığı karakterler ve hikayenin geçtiği dönem merak uyandırıcı. Pinhanın hikayesi Dürri Baba tekkesine girmesiyle başlasada benim için hikaye Pinhanın Dürri Baba tekkesinden ayrılmasıyla başlıyor.


Elif Şafak 1998 yılında yazmış ve bence o dönem için çok cesur bir kitap .Tasavvuf öğeleri içersede ki bence Tasavvufu eniyi  romanlaştıran yazarlardan kendisi yinede cesur konulara da değinmiş aynı cesurluğu ben Orhan Pamuk'un Benim Adım Kırmızı kitabındada görmüştüm.

06 Mart 2015

BİR DELİLER EVİNİN YALAN YANLIŞ ANLATILAN KISA TARİHİ - AYFER TUNÇ

Bu adı çok uzun olan kitapla tanıştım Ayfer Tunç'la. Aylarca kitaplıkta bekledikten sonra oda doğru zamanda okundu benim gözümde.

İlk önce  hay aksi çok fazla karakter var ama çok eğlenceli çok muzip ahh şu başhekim yok mu  derken  ve yüzümde hep bir tebessümle okudum kitabı.

Bittiği zaman ise içimde oluşan duygu bu karakterleri özleyeceğim oldu çünkü hepsi birbirinden deli ve hepsi bizden. 

Şöyle tepeden bir akıl hastahanesine bakıyoruz önce acemice yapılmış yazarın deyimine göre ''Tam bir Türk işi inşaat klasiği'' olan binaya ve binanın mimarından işçisine kurucusundan doktoruna hemşiresine başhekime hastasına hastahaneye iş yapan marangoza hasta yakınlarının hayatını birbir izliyoruz. O kadar iyi bir orkestra şefiki Ayfer Tunç 306 karakteri 515 sayfada hiç sıkmadan öyküleri hiç koparmadan harika geçişlerle yönetmiş . Bunda yazarın yerine göre sokak ağzını yeryer argoyu da kullanmasının etkisi var çünkü anlattığı karakterler baştada dediğim gibi bizden bizim içimizden. 

Türkiyenin içinden geçtiği yüzyılda yaşadığı siyasal olayların insanların hayat yönünü nasıl değiştirdiği bir gün kadar kısa ve bir yüzyıl kadar uzun  bir şekilde anlatılıyor kitapta dilide bu çoğrafyada yaşananlar kadar keskin ve sert hem bir kara mizah hemde bir ustalık işi bence bu kitap. Bende yazar için diyorumki '' Tam bir Türk işi edebiyat klasiği yaratmışsın Ayfer Tunç.''

İyi Okumalar 

09 Ağustos 2014

GÖLGESİZLER - HASAN ALİ TOPTAŞ













                                                                                                                                                                      Bu kitap ne anlattığından çok nasıl yazıldığıyla merak uyandırdı bende. Hasan Ali Toptaş herhalde ve belki lerle ayrı bakış açısı kattığı romanını farklı ruh ve bedenlerle öyle zenginleştirmiş ki  hayal dünyası ve güzel kalemi beni kendisine hayran bıraktı.

Hasan Ali Toptaş bilinenin ve çok yazılanın dışına taşımış romanını. Kelimeler bilinen ama unutulan gerçek ve en yalın hallerine dönerken, insan kendi varoluşundan bedeninden taşıp taşıp kendine  ruhuna ve insanlara dışarıdan şöyle bir bakıyor.

Devletin gözünde ki insan ve insanın gözünde ki devleti taşra insanına özgü bir bakış açısı ve ruh hali ile anlatışı hem gülümsetiyor hem de düşündürüyor. Hasan Ali Toptaş  gülümseyen yüzün altındaki hüznü ve durgun akan  suyun altındaki girdapları yazıyor.

Hasan Ali Toptaş'ı  okuduğum yazarlar arasındaki bir yere koyarsam sanırım hiç düşünmeden söyleyeceğim isim Marquez olurdu.

İyi Okumalar.

''Peki ama , yok edilmeye değecek önemi nereden geliyordu Nuri'nin? İşte bunu bekçi bilemezdi ; belki o , sonu sonsuza dayanan bir yok etme tasarısının ilk kurbanıydı. Her köyden birer kişiyi yok edelim bakalım , diyebilirdi devlet ; ötekilerin yok olmaya ne denli hazır olduklarını anlamak için. Köyden hayalet hızıyla gelip geçen çerçi , yüzlerden bu hazırlığın ipuçlarını toplamıştı belki ; şimdi dağların ardında bir yere oturmuş ,  topladığı yüzleri yazıyordu kağıtlara. İşte diyordu halleri , işte gözleri , işte susuşları , sonra bakışları , evleri , köy meydanındaki çınarları , çınarın dibindeki muhtarları , işte bakkal Rıza , onun yanında Cennet'in oğlu , az ötede Reşit...''

'' Öteki ayrıntılar o denli çoktu ve öylesine büyük bir mercek altındaydı ki , herkes her şeyi görmekten körleşmişti. ''

''Havada , her şeyi varoluşunun son çizgisine iten kalın, kalınlığı kadar da bükülmez binlerce telin gerginliği vardı. Avludaki kağnı tekerlekleri , sığırların bağlandığı demir halkalar , duvarlar , dut ağacının gölgesi ve gökyüzü , olası bir vınlamaya karşı hazır gibiydi.''

'' O her şeyin bir iz bırakacağına inaıyordu , izsiz şey olamazdı; kuşların bile izi vardı gökyüzünde , sözcüklerin dişte , bakışların yüzde.''

'' Düşünce insanın içine düşünce, yolun yarısı tamam. Yani varılır bir yere , önceki noktada değilsindir artık ve dönemezsin .Dönsen de, eksik.''

'' Güldü muhtar ; gülesi değildi , ama kendini tutamadı . Her sorunun yanıtı yıllar önce hazırlanıp insan aklının bir köşesinde bekletiliyormuş gibi geldi ona. ''

'' Ardından da , bunca yıldan beri hep akıllı davranmanın yorgunluğu çökmüştü omuzlarına ; ölçülü olmanın , başarmaya çalışmanın ve içinde köpüren binlerce arzuyu bütün bunların gerisine atmanın yıllanmış bıkkınlığı gelip yüz çizgilerine oturmuştu.''

'' Herhalde kendi varlığına karışarak yok olmak en akıllıca yöntemdi. Belki de bu yüzden delirmişti Cennet'in oğlu ; kendini kendine gömebilmesi için delirmesi , delirmesi için de herkesten akıllı davranması gerekmişti.''

'' Aynı yolda yürümekten başka çaresi olmayan tuhaf birer yaratıktı insanlar; tekrarın tekrarlananın örtüsü olduğunu anlayamadan , aynı el sallayışların, aynı gülüşlerin , aynı yürüyüşlerin ya da aynı oturuşların içinden geçe geçe damaklarına bulaşan uzak bir serüven tadıyla dönüp dolaşıp aynı noktada yaşıyorlardı. '' 

18 Temmuz 2014

USTAM VE BEN - ELİF ŞAFAK

Ben bu kitabın önce rengine sonra adına ve en çok da kapak resmine vuruldum o kadar beğendim ki adım gibi emindim bu kitabı okuyunca da çok seveceğime.

Elif Şafakla tanışıklığımız Aşk kitabı ile başladı ve ben bu kitabı çok sevdim. Gelgelelim Bit Palas ve Pinhan yarım kaldı okuyamadım bi şekilde adapte olamadım ama bir şans daha verdim Elif Şafak'a bu kitapla.

Aslında kitabı sevdim konu güzel merak uyandırıcı yazarın uzun araştırmalar yaptığı belli tarihi bir zemin üzerine kurulmuş çünkü. Bir çok cümlenin altını çizdim fakat bir sorun var yazarla aramızda. Sorun bu kitapda gereksiz ayrıntılar bu ayrıntılar neden verilmiş ilerisi için bir ipucumu diyorum ama o da değil,  eeee şimdi ne olacak dedirten ve havada kalan olaylar yüzünden kitap bir yerde dinamiğini yitiriyor okuyalı 3 aya yakın oldu uzun bir süre değil ama çoğu ayrıntıyı unuttum.

Yazarlara haksızlık yapmak en korktuğum şey  Elif Şafak çok güzel yazan bir yazar aslında benim gözümde, fazla zorluyor sanırım kendini kitaplarında sayfa sayısını azaltabilir mesela belkide kitaplarını İngilizce yazmasından kaynaklanıyordur Türkçeye çevrilirken mi bazı cümleler havada kalıyor bilemiyorum. Bit Palas da  daha çok zorlanmıştım çünkü çok fazla ayrıntıya girmesi sıkmıştı beni .Uzun lafın kısası ben yinede kendisini okumaya devam edeceğim nedense onu sevmek onun dünyasından uzak kalmak da istemiyorum herzaman bende merak uyandıran bir yazar.

İyi Okumalar.

'' Araplar, Kürtler, Nesturiler, Çerkezler, Kazaklar, Tatarlar, Arnavutlar...Bu insanların her biri kendi yolunda yürüse de gölgeleri birbirine değiyor,dolanıp düğüm oluyordu.''

'' Hayatımızın bir haritası varsa şayet , yollarda değil, yol ayrımlarında çizilmekte.İki şey arasında tercih yaptığımız o kısa, kısacık anlarda. Göz açıp kapayana kadar değişir kaderimiz , tek bir kararla.''

'' Dua etmek , ilanı aşk etmek demekti. Yaradan'a olan sevdanı açık etmek. Aşkta korkuya yer yoktu , ya da çıkarcılığa. İnsan ki kainatın gayesiydi, kıymetli ve kadimdi , ona hiçbir şey haram değildi. Öyleyse insan ne kaynayan kazanlardan çekinmeli , ne huriler beklemeliydi , çünkü cennet de cehennem de , azap da sefa da yarın değil, şimdi ; uzaklarda değil , buradaydı.''Allah'tan korkmaya daha ne kadar devam edeceksiniz?'' diyordu . ''O'nu sevmek varken?'' ''

'' Etrafını her dediklerine 'evet' diyen dalkavuklarla dolduranlar , fikrini dürüstçe söyleyen adamı hain zanneder. ''

'' Şayet bir işi başarmak istiyorsan , onu neden bir başkasının değil , senin yapman gerektiğine kainatı ikna etmen lazım. Bunun da tek yolu çalışmaktır.''

'' Geçmişini sırtında taşıyan adam tez tükenir , yol gidemez.''

'' İnsan bilmeden , hani adeta kendinden saklanarak , hüzün duyabilir miydi? Kalp ağlarken , akıl farkında bile olamayabilir miydi? ''

'' Kalleş ve kardeş yakın kelime . İnsana ihanet , beklemediği yerden gelir. ''

'' Aşk gibiydi okumak da ... Neden , nasıl müptelası olduğunu , bilen zaten iyi bilirdi ; bilmeyene de anlatamazdın bir türlü . ''

'' Tanrı da bir nevi mimardı. Kat kat semadan oluşmuş görünmez bir kubbe asılıydı yukarıda . Hıristiyan, Yahudi , Müslüman, Zerdüşti ve daha bilmediği kaç itikat ve hal...kubbenin altında herkese yer vardı. Göğün yedi katmanı, yerin yedi katının üstünde sütunsuz, direksiz yükseliyordu. Bakmasını bilene bu evren mükemmel bir yapıydı. ''

'' Bir adam sana ne kadar yakınsa, senden nefret etme ihtimalı o kadar fazla. ''

''  İnsan bir başka insanı yolculuklarda tanıyordu demek. Aynı yolum yolcusu olduğunda. ''

'' Oysa hayattaki en vahim aldanışlar, kendimizden memnun olduğumuz anlarda çıkar. Şeytan kulağımıza fısıldar : Neden daha fazlasını istemiyorsun ? ''

'' Bütün sevdiklerini gömüp nefes almaya devam etmek , lanettir. ''

'' Belki de insan bir şeye  ne kadar yakınsa o kadar az görebiliyordu. Yıldızlar gibi hayatın hakikatlerini keşfedebilmek için de mesafe gerekiyordu. ''

'' İşlemeyen demir pas, kullanılmayan ahşap küf, çalışmayan insan zan besler. ''

'' Tuhaftır,  üzülmedi. Sonradan gelecekti keder, biliyordu. Keder hep gecikmeyle ulaşırdı insana.''









02 Temmuz 2014

BÖĞÜRTLEN KIŞI - SARAH JIO

Kış sonuna doğru okuduğum İnce Memed'lere bi ara vermek bide kafa dağıtmak üzere aldığım bir kitap. Çok satan Amerikan edebiyatına karşı hep bir ön yargım var ve hadi bu sefer farklıdır diyerek aldığım bu kitapda  beni yanıltmadı.

Çok basmakalıp bir tarzı var giriş gelişme ve sonuç arada merak uyandıran ayrıntılar yok aşırı zekaya  da gerek yok bazı şeyleri anlamak için evet bir anne olarak bazı yerlerde yüreğim sızladı ama etkisi altına aldı mı hayır. 

Zengin erkek fakir kız olayını yıllardır zaten Türk filmlerinden izliyoruz  bu Amerikalıların herhangi bir tarihi geçmişi yada bizim gibi kültürel bir zenginliği yok ki adamlar ne anlatsın ya vampirleri yada hayali bir dünyayı anlatırlar çok da birşey beklememek lazım. Bu tarz kitapların çok satılmasının nedeni de sanırım iyi reklam gösterişli kapak ve kolay okunması.

İyi Okumalar...

19 Şubat 2014

İNCE MEMED 2 - YAŞAR KEMAL

''Bir insana hiçbir şey yapma! Bir kere gözünü korkut yeter. Ölünceye kadar , kıyamet kopuncaya kadar onu köle yap da kullan. Gözü korkmuş adam insan değildir.'' 

''Bu insanlar zaten bu kadar ahmak olmasalardı , bu dünya bu kadar ahmak olmazdı.''

'' ''Ben bir kuşu öldüremem dedi. '' '' Bir karıncayı ezemem . İncinir diye bir arıyı , bir kelebeği , bir kuşu tutamam. '' Şu anda, belki dünyada en çok elindeki tüfeğe, belindeki haçere , bedenindeki koşar koşar fişeklere şaşıyordu. Kendine bakıp bakıp gülüyordu.

'' Ne var bu çocukta ? Bir büyü , bir keramet mi var? Şimdiye kadar Zeynelin başına böyle bir iş gelmemişti. Sevdim mi, diye düşündü. Bu piç kurusunu sevdim mi? Hiç de sevmemişti. Peki , içindeki bu olan biten neydi ? Acıyor muyum acep ola bu eli bileklerine adar kızıl kana batmış bir karış boylu oğlana ? Kendini yokladı , hiç acımıyordu. Yalnız onun adını andıkça içini usuldan bir sevinç , bir güven dolduruyordu , içinde küçücük bir umut ışığı yanıp sönüyordu. Allah Allah , bu da ne ki ? Ha ? Bu da ne? ''

İnce Memed  çıkmazdadır , kara bulut gibi bir düşünce onu tepesinde dönüp durur '' Abdi Ağa gider Hamza gelir Hamza gider başkası gelir !  Bu işin sonu nereye varır ? Öldürmekle biter mi ? Anam Hatçe boşunamı öldü ? ''

03 Şubat 2014

İNCE MEMED 1 - YAŞAR KEMAL

Memed için en doğru sözü onun yaratıcı Yaşar Kemal söylemiş zaten ''içinde başkaldırma kurduyla doğmuş'' bir insanın '' mecbur adam ''ın romanı. 

Çukurova'nın sıcağını, insanını ,taşını toprağını , akan suyunu , garbi yelini , insanının korkusunu boyun eğmişliğini hatta unuttuğu insanlığı başka nasıl anlatılır kim anlatır böle bilmiyorum. 

Ben orada yaşadım , gördüm , kokladım. Yaşar Kemal beni elimden tutup oralara nice varlığın insanın unuttuğu topraklara götürdü ve  dedi ki '' iyi bak ve bunları unutma her zaman her yerde bir Abdi Ağa olacak.''








'' Bütün canı, hayatiyeti, kini , sevgisi , korkusu kocaman gözlerinde toplanmış. Gözlerinde arada bir, iğne ucu gibi bir parıltı yanar söner. Keskin , batan bir pırıltıdır bu! Bu pırıltıdan korkulur. Korkunçtur. Parçalamaya , atılmaya hazırlanmış kaplanın gözlerinde de aynı pırıltı yanar söner mutlak . Bu nereden gelir? Belki yaratılıştadır. En doğrusu , çekilen işkencede, dertte beladadır. Memedin gözlerine bu pırıltı , son bir yıl içinde gelip yerleşmiştir. Ondan önce Memedin çocuk gözleri bir hayranlık , sevinç içinde parlardı.''

'' Memede olan olmuştu . Gözüne uyu girmiyordu. Düşüncelere kaptırmıştı kendini. Düşünceler kafasına akın ediyordu. Düşünüyordu artık. Dünya kafasında büyümüştü. Dünyanın genişliğini düşünüyordu. Değirmenoluk köyü bir nota gibi kalmıştı gözünde. O kocaman Abdi Ağa, karınca gibi kalmıştı gözünde. Belkide ilk olarak doğru dürüst düşünüyordu . Kin duyuyordu artık . Kendi gözünde kendisi büyümüştü. Kendini de insan saymaya başladı. Yatakta bir taraftan bir tarafa dönerken söylendi. ''Abdi Ağa da insan, biz de....'' ''

26 Kasım 2013

BENİM ADIM KIRMIZI - ORHAN PAMUK


Benim için lezzetli kitap diye bir şey var ve bu kitapta çok lezzetli hani sevdiğimiz bir yiyeceği yavaş yavaş mest olarak yeriz ya işte bende bu kitabı yavaş yavaş mest olarak okudum. Yalnız bu kitabı alalı baya oldu ve ben en az 3-4 kez yarım bıraktım çünkü hep aklımda başka kitaplar vardı ve yanlış zamanda başladım bu kitaba. Okumak için en doğru zaman kesinlikle kış mevsimi mümkünse kitaptaki gibi dışarıda kar yağsın yada puslu yağmurlu bir hava olsun. 

Kitap İstanbul'da ve karlı 9 günde geçiyor hani ben kitabın içine o kadar girdim ki 9 gün falan olduğunu arka kapaktaki yazıdan biliyorum geçen zamanın farkında bile değilim .

1591 yılı enişte efendinin padişah için yaptırdığı gizli bir kitap bu kitabı hazırlayan nakkaşlar ,enişte efendi ve onun güzel kızı Şeküre , enişte efendinin yeğeni Kara, Şekürenin oğulları Şevket ve Orhan  çevresinde geçiyor .Kitap ''Ben Ölüyüm'' adlı bölümle başlıyor  her bölümün anlatıcısı farklı  Şeytanı, Ölümü, Kırmızı Rengi,  Ağacı, Köpeği yani canlı cansız herşeyi dillendiriyor yazar.

Bunlar içinde en çarpıcısı da zaten ''Ben Ölüyüm'' ben bu bölümde  Orhan Pamuk'un neden iyi bir yazar olduğunu anladım çok çarpıcı cesur bir dili ayrıca farklı bir bakış açısı var kelimeleri insanın suratında bir tokat gibi patlıyor dilin cesurluğu kitaba ayrı bir lezzet katıyor sıradanlıktan çıkarıyor Cevdet Bey ve Oğulları kitabından sonra ben karşımda bambaşka bir Orhan Pamuk buldum bu sayede her kitabında da farklı bir yazara dönüşeceğini düşünüyorum bu da zaten onu büyük bir yazar yapmaya yeter.

Bir katil aranıyor aynı zamanda , nakkaşlar arasında işlenen bir cinayet şüpheli 3 nakkaş okurun bunu bulmasını da istiyor yazar ayrıca nakkaşhaneyi  ,nakkaşları , nakkaşın uslubu var mıdır ? Sorusunu o dönem nakkaşlarının nerden etkilendiklerini Venedik mi yoksa Acem nakkaşlarının izinden mi gitmeleri gerektiğini anlatıyor.

Yazar nakkaşların ağzından pek çok hikaye dillendirmiş ve bu kitap için çok araştırma yaptığı belli çünkü efsanelere çok fazla yer vermiş Firdevsi'nin Şehnamesi , Leyla ile Mecnun , Ferhat ile Şirin , kendi Oğlunu yanlışlıkla öldüren Rüstem sahneleri sıksık nakkaşlar tarafından resmediliyor ve bunlar üzerine onlarca hikaye anlatılıyor .

Kitabı okuyup bitirdiğim günün gecesi kitabı düşünürken son paragraf aklıma geldi ve çok güldüm Şeküre'nin ağzından biter kitap ve Şeküre hikayeyi bir gün yazar diye oğlum Orhan'a anlattım herşeyi der ve şöyle ekler .

'' Her zaman asabi, huysuz ve mutsuzdur ve sevmediklernie haksızlık etmekten hiç korkmaz . Bu yüzden Kara'yı olduğundan şaşkın, hayatlarımızı olduğundan zor , Şevket'i kötü ve beni olduğumdan güzel ve edepsiz anlatmışsa sakın inanmayın Orhan'a. Çünkü hikayesi güzel olsun da inanalım diye kıvırmayacağı yalan yoktur.

Bu Orhan acaba yazarımızın kendisimi.


''Nakış aklın sessizliği , gözün musikisidir.''

'' Bu gibi durumlarda , yani kalbimizin bir türlü çıarmak sitemediği acı sonucu , acımasız aklımız çıkarır çıkarmaz, bütün gövdemiz isyan eder ona.''

''Hepimize olur : Bazen mantıklı düşünüyorum diye haftalar , yıllar boyunca hayal kurduktan sonra, bir gün bir şey görürüz, bir yüz , bir elbise, mutlu bir insan ve biranda hayallerimizin gerçekleşmeyeceğini , mesela o kızı bize hiç vermeyeceklerini , mesela filanca mevkiye hiç getirilmeyeceğimizi anlayıveririz.''

''Biz , aynı kadına aşık iki erkek , o önde , farkına hiç mi hiç varmadığı ben arasında, İstanbul'un sokaklarında döne kıvrıla ine çıka ilerler, köpek sürülerinin savaşlarına ayrılmış ıssız sokaklardan, cinlerin beklediği yangın yerlerinden , kubbelerine meleklerin yaslanıp uyuyakaldığı camilerin avlularından , ruhlarla mırıl mırıl konuşan servi ağaçlarının yanı başından , hayaletlerin kaynaştığı karla kaplı mezarlıkların kenarlarından , adam gırtlaklayan haydutların az ötesinden , bitip tükenmez dükkanların , ahırların, tekkelerin , mumhanelerin, saraçların , duvarların arasından kardeş kardeş geçer gideren ben onu takip değil , taklit ettiğimi düşünüyorum.''

'' Bir süre sonra ağlamak yüreğimi yumuşatıp beni iyi bir insan yaptığı için ağladığımı farkettim.''

'' Bu sözleri sanki ağzıma bir başka gücün koyduğuna inanıyordum , ama tutamıyordum da kendimi. Budan sonra mutlu olma ve umut etmek için hiçbir yolum kalmamıştı. Yalnızca zeki ve alaycı olabilirdim ve her zaman eğlenceli bu iki sevimli cinin , zekanın ve alaycılığın arkasında , onlara hükmeden Şeytan'ın  bana sokulan varlığını hissediyordum.''



28 Eylül 2013

GİZLİ ANLARIN YOLCUSU \ BORANIN KİTABI \ DÖNÜŞ - AYŞE KULİN

Kitabı okumadan önce içeriği hakında biraz bilgim vardı keşke olmasaydı çünkü bu kitabı okumak elinde heran patlamaya hazır bir bombayı tutmaya benziyor.

Olayların gidişatı kimi zaman kalp atışlarını hızlandırıp heyecanlandırıyor kimi zaman midene ağrılar sokuyor kimi zamanda çok üzüyor.Kitap tanıtımında da dediği gibi Ayşe Kulin uç noktalara değinmiş ne kadar özgür düşünce ve hayat görüşüne sahip olsamda ben bile arada yapma yaaa falan oldum.

Bir çırpıda okudum zira elden bırakmak mümkün değil insan kitapta yazanları uzun süre aklından çıkaramıyor.


          
Serinin  ikinci kitabı ilk kitapda da olan Bora adlı   karakterin  gözünden yaşananlar .Boranın çocukluk arkadaşını bulması,çocukluk anıları farklı bir hayata geçişi arkadaşına yardım etme çabası yeralıyor. İlk kitap kadar akıcı değildi arkadaşı ile uzun sohbetleri beni biraz sıktı açıkcası.

       
Serinin en sevdiğim kitabı 2 günde okudum sanırım. Herşey olup bittikten sonra anne kızın  gözünden yaşananlar, yalanlar ,yanlış anlaşılmalar, değişen hayatlar. Kitap sanki devamı gelecek gibi bitti. 

Bu kitapları çok kısa sürede okudum ve anladım ki böyle akıcı sürükleyici kitapları okumak bana iyi gelmiyor ben keyif yapa yapa günde bir kaç saatimi ayırarak kitap okumalıyım. Hızlı kitap okumak sonrası için bana zarar veriyor okuma hevesimi kırıyor birazda yorgunluk yapıyor.

09 Ağustos 2013

ZAHİR - PAULO COELHO

Zahir çoğu okuyucu tarafından beğenilmemiş bir kitap sanırım Simyacı kadar sürükleyici olmaması ayrıca uzun diyaloglar ve içe dönük  konuşmalar geçmişle yüzleşmeler olduğundan fakat ben çok beğendim.

Kitabın kaybolan karısını arayan bir adamı anlattığını biliyordum ama okuduktan sonra olayın bu kadarla kalmadığını gördüm. Ünlü ve zengin bir yazar olan kahramanın ,karısı kaybolduktan sonra geriye dönüş yaparak evliliği aşkı yaşantısını sorgulayarak aslında evliliğindeki kırılma noktalarını keşfetmesi beni çok etkiledi.

Bazen iki insan karşılıklı konuşur fakat birbirini ne kadar dinler ve dinlenmediğini anlayan insanın  uzaklaşışını geride kalanın bunu keşfedişini anlatır Zahir. Altı çizilecek nokta atışı yapan bir çok cümle var Zahirde bir çok örneği kendi evliliğimizde ya da sosyal yaşantımızda yaşadığımız sıkıntıları basmakalıp diyalogları bulabiliriz Zahirde.

Yazar değişik deneyimler yaşayarak kendi sıradanlaşan hayatını ve evliliğini sorgulamış ve gerçek aşkına Zahirine kavuşmuştur. Özelikle iki itfaiyeci hakkında verdiği örneği çok beğendim.

Zahir benim için 2013' ün sürpriz kitabı oldu çok beğendim ve muhakkak ileri bir tarihte tekrar okuyacağım.

''Kendi hikayelerinin tutsağı olanlar. Herkes yaşamın asıl anlamının bir planı izlemek olduğuna inanıyor . Bu planın kendi planları mı olduğunu yoksa bir başkası için mi  yapıldığını asla sorgulamıyorlar. Deneyimler, anılar, diğer insanların fikirlerini ve daha birçok şeyi topluyorlar ve bu belki de başa çıkabileceklerin den çok daha fazla oluyor. Ve işte bu nedenle hayallerini unutuyorlar''.

''Başkalarının düşünceleri bizim hissettiklerimizden çok daha önemlidir''.

''Aç olmasak bile günde üç öğün yemek yemeliyiz ve açlıktan ölsek bile, güncel güzellik ölçülerine uymuyorsak oruç tutmalıyız''.

''Modanın bize söylediği gibi giyinmeliyiz, sevsek de sevmesek de sevişmeliyiz, ülkemizin sınırları için ölmeliyiz, emekliliğin bir an önce gelmesi için zamanın çabuk geçmesini istemeliyiz, politikacıları seçmeli, yaşamın ne kadar pahalı olduğundan şikayet etmeli , farklı olan herkesi eleştirmeli...''

''Gerçek duygularını ifade edenleri  küçümsemeli ve onlarla her zaman eğlenmeliyiz..''

''Ne pahasına olursa olsun hayır demekten kaçınmalıyız çünkü insanlar daima ''Evet'' diyenleri tercih ederler..''