05 Şubat 2016

İSTANBUL İSTANBUL - BURHAN SÖNMEZ












































































Burhan Sönmez benim için özel bir yazar. Varlığından uzun süredir haberim olan ilk kitabı Kuzeyle kendisini tanıyıp anlamaya başladığım ve saygı duyduğum Masumlarla geçmişimizde pek çok ortak nokta bulduğum  tanıştığımda ise bilgi birikimine doğallığına alçak gönüllülüğüne sıcaklığına  hayran kaldığım bir insan .

İstanbul İstanbul beni çok derinden etkiledi imza gününe gittiğimde kitabı henüz okumamıştım ve gelen çoğu insanın kitaptan çok etkilendim sözleri ile tam olarak neyi kastettiklerini anlamamıştım. Bir çok kitap okudum evet bir çoğundan etkilendim ama bu kitapta kalbim kahramanlarıyla birlikte attı acıyı onlarla bir hissettim onlar gibi soluğumu tuttum ve kitap bittiğinde hüzün tüm bedenimi ve ruhumu esir aldı. Kitap bittiğinde çala kalem yazdığım bir not :

Sanki içimdeki ne zaman oluştuğunu bilmediğim bazı kabuk tutmuş yaralar kanadı durmak bilmedi. Kitabı okuduktan sonra biliyorum bunlar körelmeye başlayan ve kendi hayatının etrafında pervane gibi döndüğünden göremediğim bilemediğim hayatların acısını ta içinde hissetmekti çok ağladım duygularım altüst oldu neden ağladığımı bilemedim insanlık ölüyor dedim insanlık....



'' Herkes İstanbul'un güzelliklerini anlatıyor  , kimse orada mutlu yaşamayı beceremiyordu. Belirsizlik , bencillik ve şiddet kentin güzelliğini örtüyordu. Kent , insanın dünyada aradığı güzelliğin ve bütünlüğün ifadesiydi. Tanrı çoktandır buna yetmiyordu.  İnsan kentte bir doğa örmeye gayret ediyor, o doğanın içinde kendini bulmak istiyordu . Tanrı da öyle yapmamış mıydı ? Kendi anlamını bulmak için yaratmamış mıydı ? Kendi anlamını bulmak için yaratmamış mıydı yeri, göğü ve insanı ? Çağlar geçti . İşler değişti. Kaos , Tanrı' yı dışarıya itmeye başladı. Dışarı itilmesi için bir içe gerek varsa , insan farkında olmadan yeni bir zaman kuruyordu. Melankoli de orada doğuyordu. İnsanın değil yeni zamana uyamayan tanrı'nın melankolisiydi bu. Onun Babil Kulesi'nden beri korktuğu şey gerçekleşiyordu.''
 
''Denizlerin ötesindeki bir kabilenin insanları , düşman tarafından kaçırılıp da pazarlarda esir olarak satılmasın diye çocuklarının yüzünü yaralar , kendi çocuklarını çirkinleştirirlermiş. Çocuklar böylece özgür kalırmış. Onların dilinde çirkinlik ile özgürlük aynı anlamda kullanılır, güzellik ile esaret aynı sözcükle ifade edilirmiş. İstanbullular da kentlerini yitirme korkusuyla yaşıyor , onun güzelliğini yok etmek için ellerinden geleni yapıyorlardı. yer üstünde ve yer altında acıya batıyor, kötülüğe sarılıyorlardı. Kenti çirkinleştirmeye özgürlük diyorlardı. Kötülüğün nihai amacının güzelliği parçalamak olduğunu görmüyorlardı. Ama İstanbul bunu seziyordu. İnsanların aptallığına karşı koyuyordu. Koca kent kendi başına direniyor , güzelliğini korumaya çalışıyordu.''

''Genç çocuklar bin bir hayal kuruyor ,okyanusun sisle kaplı sınırlarına yönelen gemiler gibi ileri atılıyor sonunda yelkenleri parçalanmış halde kıyıya vuruyorlardı. Bu kent ne zaman sevdi ki evlatlarını? Kime şefkat gösterdi ki? Böyle söylediğim bir gün oğlum , '' Baba '' demişti, '' bizim işimiz sevgi yaratmak değil , sevgiyi yaratmak. Bunun için çabalıyoruz.''

''İstanbullular, duvarlarına astıkları İstanbul tablolarını , her gün dolaştıkları sokaklardan  , yağmurlu çatılardan ve sahildeki çay bahçelerinden daha çok seviyorlardı. Rakı içiyor , efsane söylüyor, şiir okuyorlar, sonra duvarda asılı tablolara bakıp iç geçiriyorlardı. Başka bir kentte yaşadıklarını sanıyorlardı.''

''Bir kadının en büyük kötülüğü , daima sizden daha iyi olmasıdır.''

''Acı bedeni , korku ise ruhu esir alır ve insanlar bedenlerini kurtarmak için ruhlarını satarlar.''

''İnsan kendini ne kadar hazırlarsa hazırlasın , acıyı yaşadığı an zihni tutuluyordu. Acı nedeniyle zamanın akışı kesiliyor , gelecek duygusu yitiyordu. Gerçeklik yok oluyor , bütün evren, bedeninden ibaret hale geliyordu. Hep bu an kalacak , başka bir zamana geçilmeyecekti.... Ama neden şimdi , neden milyarlarca yıllık zaman içinde tam benim acı çektiğim zamandayız, diye düşünüyor, kendi kendime anlamsız sorular soruyordum.''

''İstanbul yeraltında yaşadığımız hücrelerle soluk alıyor , biz de göçüp gitmiş insanların kokusunu taşıyorduk. Zihnimizde eski kentlerin ve eski insanların kalıntısı vardı. Yükümüz ağırdı.Acı bu yüzden etimize şiddetle çarpıyordu.''

''İnsan iç geçirirken verdiği bir soluktan ibadettir.''

''Alay onun kutsal inancıdır kentte , kendisi gibi olmayanı küçümser.''

''Acının paylaşılmadığını aklınla bilmek başka , bedeninle öğrenmek başkaydı.''

''Bir kenti tanımak üç gün , bilmek ise üç kuşak alırmış. Tanımak ile bilmek arasındaki kalın surları aşmak zaman isterdi, anlık iş değildi.''

''Ayrılık , ümitlerin ötesinde bir şehirdir. Ne bir kuş , ne bir haber , ne de bir selam gelir.''


İyi Okumalar....




17 Kasım 2015

GEYİKLER VE LANETLER - MURATHAN MUNGAN

Zamanı bilinmez ama  göçerlikten  konarlığa geçiş , yeri bilinmez ama doğu kokar buram buram. 

Ne zamanı önemli ne yeri insanoğlunun zayıflığı , yeri gelip yıkıcılığı ve sonunda peşini bırakmayan lanetleri . 

Masal tadında tadı doğu gibi bol baharatlı bir tiyatro eseri  , Mahmud ile Yezida gibi uzun yıllar tadı  hep damağımda kalacak bir eser.




Doğuda bellekleri kaplayan kum fırtınalarında her şey unutulur , ve her şeye yeniden başlanır. İnsanlar ve olaylar hep aynıdır. Her şey zamana asılı kalır. İnsan bunu öldüğünde anlar. İlkin zevkleri,sonra tutkuları ,sonra umutları ve en son korkuları ölür insanın. O zaman bizde ölürüz . Öldüğümüzü anlamadan ölürüz .Yaşadığımızı da anlamamışızdır zaten. Usul usul ölürüz ; azar azar yaşar, usul usul ölürüz.


Neleri hatırlıyorsun şimdi etin zamanından daha uzun olan kemiğin zamanında?

Dağın başındaki bulut , ovanın düzünde yapışkan bir nem olur, ıslanır, bulaşır başkalarnın ellerine.

Erkekliğin gövdesine haram edilmiş rahmin derin boşluğunu istersin. Erkek dediğin yüreğinde taşırmış kendi rahmini.


Cudana - Babasızlığın asi etti seni 
Öksüzlüğün yılan kuyusuna çevirdi kalbini 
Yalnızlığın dolambaçlarında yalnızca fitneye çalışır oldu aklın
Ağzından çıkan her söz yüreğinin kiriyle islenir olmuş senin






26 Ekim 2015

HAVA KURŞUN GİBİ AĞIR - HIFZI TOPUZ

Nazım Hikmet'in Kemal Tahir, Orhan Kemal ve Sabahattin Ali gibi yazarlara  yön verdiğini ve onların gelişmesine katkı sağladığını biliyor muydunuz ?

Nazım Hikmet'in İstanbul'dan Ankara'ya daha çocuk yaşta Milli Mücadeleye katılmak için gittiğini ve Atatürk'le tanıştığını biliyor muydunuz ?

Bolu'da öğretmenlik yaptığını, yıllarca hapis yattığını açlık grevine başladığını.

Vatan Haini olmadığını hatta ve hatta Vatanını her şey den üstün tuttuğunu Vatanının toprağına en fazlada insanına aşık olduğunu biliyor muydunuz ? Bedri Rahmi'nin Yiğidim Aslanım Burada Yatıyor şiirini ona yazdığını ? Kübaya gidip Fidel Castro'ya Barış Ödülünü verdiğini ?


O sonuna kadar komünizme inanmış bir devrimci ve hiç bir zaman hiç kimseye boyun eğmemiş yolundan dönmemiş yaşam dolu aşk dolu bir şair yeri doldurulamaz büyük bir usta.


''Dövüşebilirim doğru bulduğum , haklı bulduğum , güzel bulduğum her şey için . Yaşım başım buna engel değil.''


''Tüm yaşamım boyunca komünizmin çabuk kurulacağına inanmıştım. Hatta bir yıl öncesine kadar. Ben yaşarken bunun gerçekleşeceğini düşünürdüm. Ama şimdi komünizmin gerçekleşmesi için belki de 100 yılın gerektiğini anlıyorum. Benim sözünü ettiğim süre yeni insanın, yani olağanüstü insanın oluşması için gerekli . Ben o insan öle seviyorum ki ! Biz insan bilincinin gelişme süresini çabuklaştırmak istiyorduk , olmuyor. Bir baba çocuğunun doğumunu ne kadar çabuklaştırmak isterse istesin dokuz ay beklemek zorundadır.Yoksa düşük olur.''

27 Haziran 2015

PİNHAN - ELİF ŞAFAK

Yine bir Elif Şafak okuması bu yazardan bir türlü vazgeçemiyorum amacım bu ara yeni yazarlar tanımak ama bazı yazarların çekim gücünden bir türlü kendimi kurtaramıyorum .

Pinhan yazarın ilk kitabı 24 yaşında yazarak Mevlana Büyük Ödülü'nü almış. Kitaba gelirsek  Aşk  ve  Ustam ve Ben den daha çok sevdiğimi söyleyebilirim ve nihayet Elif Şafak'ta neden inat ettiğimi anladım bu serüven Pinhanı bulana kadarmış şimdilik Elif Şafak okumalarına ara verebilirim zira Pinhanın tadı uzun süre damağımda kalacak.

Pinhan mistik ,doğaüstü cinli perili ve farklı bir hikaye anlattığı karakterler ve hikayenin geçtiği dönem merak uyandırıcı. Pinhanın hikayesi Dürri Baba tekkesine girmesiyle başlasada benim için hikaye Pinhanın Dürri Baba tekkesinden ayrılmasıyla başlıyor.


Elif Şafak 1998 yılında yazmış ve bence o dönem için çok cesur bir kitap .Tasavvuf öğeleri içersede ki bence Tasavvufu eniyi  romanlaştıran yazarlardan kendisi yinede cesur konulara da değinmiş aynı cesurluğu ben Orhan Pamuk'un Benim Adım Kırmızı kitabındada görmüştüm.

06 Mart 2015

BİR DELİLER EVİNİN YALAN YANLIŞ ANLATILAN KISA TARİHİ - AYFER TUNÇ

Bu adı çok uzun olan kitapla tanıştım Ayfer Tunç'la. Aylarca kitaplıkta bekledikten sonra oda doğru zamanda okundu benim gözümde.

İlk önce  hay aksi çok fazla karakter var ama çok eğlenceli çok muzip ahh şu başhekim yok mu  derken  ve yüzümde hep bir tebessümle okudum kitabı.

Bittiği zaman ise içimde oluşan duygu bu karakterleri özleyeceğim oldu çünkü hepsi birbirinden deli ve hepsi bizden. 

Şöyle tepeden bir akıl hastahanesine bakıyoruz önce acemice yapılmış yazarın deyimine göre ''Tam bir Türk işi inşaat klasiği'' olan binaya ve binanın mimarından işçisine kurucusundan doktoruna hemşiresine başhekime hastasına hastahaneye iş yapan marangoza hasta yakınlarının hayatını birbir izliyoruz. O kadar iyi bir orkestra şefiki Ayfer Tunç 306 karakteri 515 sayfada hiç sıkmadan öyküleri hiç koparmadan harika geçişlerle yönetmiş . Bunda yazarın yerine göre sokak ağzını yeryer argoyu da kullanmasının etkisi var çünkü anlattığı karakterler baştada dediğim gibi bizden bizim içimizden. 

Türkiyenin içinden geçtiği yüzyılda yaşadığı siyasal olayların insanların hayat yönünü nasıl değiştirdiği bir gün kadar kısa ve bir yüzyıl kadar uzun  bir şekilde anlatılıyor kitapta dilide bu çoğrafyada yaşananlar kadar keskin ve sert hem bir kara mizah hemde bir ustalık işi bence bu kitap. Bende yazar için diyorumki '' Tam bir Türk işi edebiyat klasiği yaratmışsın Ayfer Tunç.''

İyi Okumalar 

09 Ağustos 2014

GÖLGESİZLER - HASAN ALİ TOPTAŞ













                                                                                                                                                                      Bu kitap ne anlattığından çok nasıl yazıldığıyla merak uyandırdı bende. Hasan Ali Toptaş herhalde ve belki lerle ayrı bakış açısı kattığı romanını farklı ruh ve bedenlerle öyle zenginleştirmiş ki  hayal dünyası ve güzel kalemi beni kendisine hayran bıraktı.

Hasan Ali Toptaş bilinenin ve çok yazılanın dışına taşımış romanını. Kelimeler bilinen ama unutulan gerçek ve en yalın hallerine dönerken, insan kendi varoluşundan bedeninden taşıp taşıp kendine  ruhuna ve insanlara dışarıdan şöyle bir bakıyor.

Devletin gözünde ki insan ve insanın gözünde ki devleti taşra insanına özgü bir bakış açısı ve ruh hali ile anlatışı hem gülümsetiyor hem de düşündürüyor. Hasan Ali Toptaş  gülümseyen yüzün altındaki hüznü ve durgun akan  suyun altındaki girdapları yazıyor.

Hasan Ali Toptaş'ı  okuduğum yazarlar arasındaki bir yere koyarsam sanırım hiç düşünmeden söyleyeceğim isim Marquez olurdu.

İyi Okumalar.

''Peki ama , yok edilmeye değecek önemi nereden geliyordu Nuri'nin? İşte bunu bekçi bilemezdi ; belki o , sonu sonsuza dayanan bir yok etme tasarısının ilk kurbanıydı. Her köyden birer kişiyi yok edelim bakalım , diyebilirdi devlet ; ötekilerin yok olmaya ne denli hazır olduklarını anlamak için. Köyden hayalet hızıyla gelip geçen çerçi , yüzlerden bu hazırlığın ipuçlarını toplamıştı belki ; şimdi dağların ardında bir yere oturmuş ,  topladığı yüzleri yazıyordu kağıtlara. İşte diyordu halleri , işte gözleri , işte susuşları , sonra bakışları , evleri , köy meydanındaki çınarları , çınarın dibindeki muhtarları , işte bakkal Rıza , onun yanında Cennet'in oğlu , az ötede Reşit...''

'' Öteki ayrıntılar o denli çoktu ve öylesine büyük bir mercek altındaydı ki , herkes her şeyi görmekten körleşmişti. ''

''Havada , her şeyi varoluşunun son çizgisine iten kalın, kalınlığı kadar da bükülmez binlerce telin gerginliği vardı. Avludaki kağnı tekerlekleri , sığırların bağlandığı demir halkalar , duvarlar , dut ağacının gölgesi ve gökyüzü , olası bir vınlamaya karşı hazır gibiydi.''

'' O her şeyin bir iz bırakacağına inaıyordu , izsiz şey olamazdı; kuşların bile izi vardı gökyüzünde , sözcüklerin dişte , bakışların yüzde.''

'' Düşünce insanın içine düşünce, yolun yarısı tamam. Yani varılır bir yere , önceki noktada değilsindir artık ve dönemezsin .Dönsen de, eksik.''

'' Güldü muhtar ; gülesi değildi , ama kendini tutamadı . Her sorunun yanıtı yıllar önce hazırlanıp insan aklının bir köşesinde bekletiliyormuş gibi geldi ona. ''

'' Ardından da , bunca yıldan beri hep akıllı davranmanın yorgunluğu çökmüştü omuzlarına ; ölçülü olmanın , başarmaya çalışmanın ve içinde köpüren binlerce arzuyu bütün bunların gerisine atmanın yıllanmış bıkkınlığı gelip yüz çizgilerine oturmuştu.''

'' Herhalde kendi varlığına karışarak yok olmak en akıllıca yöntemdi. Belki de bu yüzden delirmişti Cennet'in oğlu ; kendini kendine gömebilmesi için delirmesi , delirmesi için de herkesten akıllı davranması gerekmişti.''

'' Aynı yolda yürümekten başka çaresi olmayan tuhaf birer yaratıktı insanlar; tekrarın tekrarlananın örtüsü olduğunu anlayamadan , aynı el sallayışların, aynı gülüşlerin , aynı yürüyüşlerin ya da aynı oturuşların içinden geçe geçe damaklarına bulaşan uzak bir serüven tadıyla dönüp dolaşıp aynı noktada yaşıyorlardı. '' 

18 Temmuz 2014

USTAM VE BEN - ELİF ŞAFAK

Ben bu kitabın önce rengine sonra adına ve en çok da kapak resmine vuruldum o kadar beğendim ki adım gibi emindim bu kitabı okuyunca da çok seveceğime.

Elif Şafakla tanışıklığımız Aşk kitabı ile başladı ve ben bu kitabı çok sevdim. Gelgelelim Bit Palas ve Pinhan yarım kaldı okuyamadım bi şekilde adapte olamadım ama bir şans daha verdim Elif Şafak'a bu kitapla.

Aslında kitabı sevdim konu güzel merak uyandırıcı yazarın uzun araştırmalar yaptığı belli tarihi bir zemin üzerine kurulmuş çünkü. Bir çok cümlenin altını çizdim fakat bir sorun var yazarla aramızda. Sorun bu kitapda gereksiz ayrıntılar bu ayrıntılar neden verilmiş ilerisi için bir ipucumu diyorum ama o da değil,  eeee şimdi ne olacak dedirten ve havada kalan olaylar yüzünden kitap bir yerde dinamiğini yitiriyor okuyalı 3 aya yakın oldu uzun bir süre değil ama çoğu ayrıntıyı unuttum.

Yazarlara haksızlık yapmak en korktuğum şey  Elif Şafak çok güzel yazan bir yazar aslında benim gözümde, fazla zorluyor sanırım kendini kitaplarında sayfa sayısını azaltabilir mesela belkide kitaplarını İngilizce yazmasından kaynaklanıyordur Türkçeye çevrilirken mi bazı cümleler havada kalıyor bilemiyorum. Bit Palas da  daha çok zorlanmıştım çünkü çok fazla ayrıntıya girmesi sıkmıştı beni .Uzun lafın kısası ben yinede kendisini okumaya devam edeceğim nedense onu sevmek onun dünyasından uzak kalmak da istemiyorum herzaman bende merak uyandıran bir yazar.

İyi Okumalar.

'' Araplar, Kürtler, Nesturiler, Çerkezler, Kazaklar, Tatarlar, Arnavutlar...Bu insanların her biri kendi yolunda yürüse de gölgeleri birbirine değiyor,dolanıp düğüm oluyordu.''

'' Hayatımızın bir haritası varsa şayet , yollarda değil, yol ayrımlarında çizilmekte.İki şey arasında tercih yaptığımız o kısa, kısacık anlarda. Göz açıp kapayana kadar değişir kaderimiz , tek bir kararla.''

'' Dua etmek , ilanı aşk etmek demekti. Yaradan'a olan sevdanı açık etmek. Aşkta korkuya yer yoktu , ya da çıkarcılığa. İnsan ki kainatın gayesiydi, kıymetli ve kadimdi , ona hiçbir şey haram değildi. Öyleyse insan ne kaynayan kazanlardan çekinmeli , ne huriler beklemeliydi , çünkü cennet de cehennem de , azap da sefa da yarın değil, şimdi ; uzaklarda değil , buradaydı.''Allah'tan korkmaya daha ne kadar devam edeceksiniz?'' diyordu . ''O'nu sevmek varken?'' ''

'' Etrafını her dediklerine 'evet' diyen dalkavuklarla dolduranlar , fikrini dürüstçe söyleyen adamı hain zanneder. ''

'' Şayet bir işi başarmak istiyorsan , onu neden bir başkasının değil , senin yapman gerektiğine kainatı ikna etmen lazım. Bunun da tek yolu çalışmaktır.''

'' Geçmişini sırtında taşıyan adam tez tükenir , yol gidemez.''

'' İnsan bilmeden , hani adeta kendinden saklanarak , hüzün duyabilir miydi? Kalp ağlarken , akıl farkında bile olamayabilir miydi? ''

'' Kalleş ve kardeş yakın kelime . İnsana ihanet , beklemediği yerden gelir. ''

'' Aşk gibiydi okumak da ... Neden , nasıl müptelası olduğunu , bilen zaten iyi bilirdi ; bilmeyene de anlatamazdın bir türlü . ''

'' Tanrı da bir nevi mimardı. Kat kat semadan oluşmuş görünmez bir kubbe asılıydı yukarıda . Hıristiyan, Yahudi , Müslüman, Zerdüşti ve daha bilmediği kaç itikat ve hal...kubbenin altında herkese yer vardı. Göğün yedi katmanı, yerin yedi katının üstünde sütunsuz, direksiz yükseliyordu. Bakmasını bilene bu evren mükemmel bir yapıydı. ''

'' Bir adam sana ne kadar yakınsa, senden nefret etme ihtimalı o kadar fazla. ''

''  İnsan bir başka insanı yolculuklarda tanıyordu demek. Aynı yolum yolcusu olduğunda. ''

'' Oysa hayattaki en vahim aldanışlar, kendimizden memnun olduğumuz anlarda çıkar. Şeytan kulağımıza fısıldar : Neden daha fazlasını istemiyorsun ? ''

'' Bütün sevdiklerini gömüp nefes almaya devam etmek , lanettir. ''

'' Belki de insan bir şeye  ne kadar yakınsa o kadar az görebiliyordu. Yıldızlar gibi hayatın hakikatlerini keşfedebilmek için de mesafe gerekiyordu. ''

'' İşlemeyen demir pas, kullanılmayan ahşap küf, çalışmayan insan zan besler. ''

'' Tuhaftır,  üzülmedi. Sonradan gelecekti keder, biliyordu. Keder hep gecikmeyle ulaşırdı insana.''









02 Temmuz 2014

BÖĞÜRTLEN KIŞI - SARAH JIO

Kış sonuna doğru okuduğum İnce Memed'lere bi ara vermek bide kafa dağıtmak üzere aldığım bir kitap. Çok satan Amerikan edebiyatına karşı hep bir ön yargım var ve hadi bu sefer farklıdır diyerek aldığım bu kitapda  beni yanıltmadı.

Çok basmakalıp bir tarzı var giriş gelişme ve sonuç arada merak uyandıran ayrıntılar yok aşırı zekaya  da gerek yok bazı şeyleri anlamak için evet bir anne olarak bazı yerlerde yüreğim sızladı ama etkisi altına aldı mı hayır. 

Zengin erkek fakir kız olayını yıllardır zaten Türk filmlerinden izliyoruz  bu Amerikalıların herhangi bir tarihi geçmişi yada bizim gibi kültürel bir zenginliği yok ki adamlar ne anlatsın ya vampirleri yada hayali bir dünyayı anlatırlar çok da birşey beklememek lazım. Bu tarz kitapların çok satılmasının nedeni de sanırım iyi reklam gösterişli kapak ve kolay okunması.

İyi Okumalar...

19 Şubat 2014

İNCE MEMED 2 - YAŞAR KEMAL

''Bir insana hiçbir şey yapma! Bir kere gözünü korkut yeter. Ölünceye kadar , kıyamet kopuncaya kadar onu köle yap da kullan. Gözü korkmuş adam insan değildir.'' 

''Bu insanlar zaten bu kadar ahmak olmasalardı , bu dünya bu kadar ahmak olmazdı.''

'' ''Ben bir kuşu öldüremem dedi. '' '' Bir karıncayı ezemem . İncinir diye bir arıyı , bir kelebeği , bir kuşu tutamam. '' Şu anda, belki dünyada en çok elindeki tüfeğe, belindeki haçere , bedenindeki koşar koşar fişeklere şaşıyordu. Kendine bakıp bakıp gülüyordu.

'' Ne var bu çocukta ? Bir büyü , bir keramet mi var? Şimdiye kadar Zeynelin başına böyle bir iş gelmemişti. Sevdim mi, diye düşündü. Bu piç kurusunu sevdim mi? Hiç de sevmemişti. Peki , içindeki bu olan biten neydi ? Acıyor muyum acep ola bu eli bileklerine adar kızıl kana batmış bir karış boylu oğlana ? Kendini yokladı , hiç acımıyordu. Yalnız onun adını andıkça içini usuldan bir sevinç , bir güven dolduruyordu , içinde küçücük bir umut ışığı yanıp sönüyordu. Allah Allah , bu da ne ki ? Ha ? Bu da ne? ''

İnce Memed  çıkmazdadır , kara bulut gibi bir düşünce onu tepesinde dönüp durur '' Abdi Ağa gider Hamza gelir Hamza gider başkası gelir !  Bu işin sonu nereye varır ? Öldürmekle biter mi ? Anam Hatçe boşunamı öldü ? ''

03 Şubat 2014

İNCE MEMED 1 - YAŞAR KEMAL

Memed için en doğru sözü onun yaratıcı Yaşar Kemal söylemiş zaten ''içinde başkaldırma kurduyla doğmuş'' bir insanın '' mecbur adam ''ın romanı. 

Çukurova'nın sıcağını, insanını ,taşını toprağını , akan suyunu , garbi yelini , insanının korkusunu boyun eğmişliğini hatta unuttuğu insanlığı başka nasıl anlatılır kim anlatır böle bilmiyorum. 

Ben orada yaşadım , gördüm , kokladım. Yaşar Kemal beni elimden tutup oralara nice varlığın insanın unuttuğu topraklara götürdü ve  dedi ki '' iyi bak ve bunları unutma her zaman her yerde bir Abdi Ağa olacak.''








'' Bütün canı, hayatiyeti, kini , sevgisi , korkusu kocaman gözlerinde toplanmış. Gözlerinde arada bir, iğne ucu gibi bir parıltı yanar söner. Keskin , batan bir pırıltıdır bu! Bu pırıltıdan korkulur. Korkunçtur. Parçalamaya , atılmaya hazırlanmış kaplanın gözlerinde de aynı pırıltı yanar söner mutlak . Bu nereden gelir? Belki yaratılıştadır. En doğrusu , çekilen işkencede, dertte beladadır. Memedin gözlerine bu pırıltı , son bir yıl içinde gelip yerleşmiştir. Ondan önce Memedin çocuk gözleri bir hayranlık , sevinç içinde parlardı.''

'' Memede olan olmuştu . Gözüne uyu girmiyordu. Düşüncelere kaptırmıştı kendini. Düşünceler kafasına akın ediyordu. Düşünüyordu artık. Dünya kafasında büyümüştü. Dünyanın genişliğini düşünüyordu. Değirmenoluk köyü bir nota gibi kalmıştı gözünde. O kocaman Abdi Ağa, karınca gibi kalmıştı gözünde. Belkide ilk olarak doğru dürüst düşünüyordu . Kin duyuyordu artık . Kendi gözünde kendisi büyümüştü. Kendini de insan saymaya başladı. Yatakta bir taraftan bir tarafa dönerken söylendi. ''Abdi Ağa da insan, biz de....'' ''