21 Aralık 2011

BİZDEN HABERLER

Herkese Merhaba bloguma yazmayali uzun bir süre oldu bunun nedeni internetten uzak kalmak bilakis bu dönemde 3 kitap okudum yazacak cok sey var. Bebegim karnimda 22 haftalik oldu cinsiyetide erkek kismetse 29 nisanda kucagima alicam onu. Su siralar dualarimda ilk sirayi onun saglikli olmasi ve sag saglim kucagima almak yer aliyor.3 kitap okudugumu söylemistim bunlar Elif Şafaktan Aşk ,Zülfi Livaneliden Leylanin evi ve William Trevor dan Felicia'nin yolculugu en kisa sürede bu kitaplarin yazilarini yazicam.Şu sirada Irvin Yalom dan Nietzche Ağladiğindayi okuyorum okumam biraz yavas ilerliyor çunku bir yandanda bebegim icin battaniye örüyorum :)) Dogum icin ailemin yanina Ankaraya geldim ve mayisa kadar burdayim kismetse mayista bebegimizide alip çesmeye evimize dönecegiz bu arada blogumu cok ihmal etsemde ki internetsizlik yüzünden izleyici sayim gitgide artmis bu beni cok sevindirdi beni izleyen herkese tesekkur ederim ara sira bende izledigim ve merak ettigim bloglara girip bakiyorum ama yorum birakamiyorum cünkü telefondan okumak ve yazi yazmak bana biraz zor geliyor. Bu arada malesef bir suru kitap hediyesi çekilişini kaçirdim :((

20 Eylül 2011

YENİ HABERLERİM VAR


Evet fotoğraftan da anlaşılacağı üzere hamileyim. 8 hafta 2 günlük şuanda bebeğim  henüz kendisini göremedik doktorum kalp atışlarını görmemiz için 28 eylüle tarih verdi ama biz dayanamıycaz  ve bu hafta içerisinde doktora gitmeyi düşünüyoruz.Aşırı derecede olmasada mide bulantılarım var özellikle sabahları çok zorlanıyorum canım hiçbirşey yemek istemiyor yemeyincede sürekli mide bulantısı çekiyorum. Etraftan sürekli şunu ye bunu ye diye tavsiyeler geliyor ama ne mümkün hele ki balık yememi söyledikleri an midem ağzıma geliyor, onlara her ne kadar bebeğin ilk 3 ay annesinden çok fazla beslenmediğini söylesemde sen yinede ye yok öle bişey ilk 3 ay çok önemli diyorlar :S

Sürekli evdeyim hafif şeyler yeyip sürekli uzanıyorum , kitap okuyamıyorum hem canım istemiyor hemde elime alınca en fazla 2-3 sayfa okuyup bırakıyorum. Genelde tv izliyorum nerdeyse belgesel kanallarındaki tüm programları ezberledim Nat.Geo.Wıld da Kaplan Adam özellikle favorim :) Bu arada 3 günde Game of Thrones dizisini 1. sezonunu bitirdim ve çok beğendim ama yeni sezon nisan 2012 de gösterilecekmiş :(

Duygusal anlamda da  kendimde değişiklikler farkediyorum eskidende karşımda ağlayan birini görsem benimde gözlerim dolardı ama şimdi anında ağlama moduna giriyorum . Kayınvalidem erkende olsa bebişe birşeyler almış işte onları görünce gerçekten hamile olduğumu farkettim baktıkça heyecanlanıyorum ve biran önce anne olmak istiyorum :)

01 Eylül 2011

CEMİLE


Kırgız yazar Cengiz Aytmatov'un tamda ağustos ayında geçen bir aşk hikayesi Cemile. Cemile bir aşk hikayesi olmasının yanında yazıldığı dönemin kısa bir özeti şeklinde. Savaşın kopardığı aileler , okula gitmeyip ailesine direk olmaya çalışan erkek çocuklar, erkek gibi çalışan kadınlar. Kırgızistanın o muhteşem  doğası, yiğitlik destanları ile bir çocuğun gözünden yengesi Cemile ve Danyar'ın aşk hikayesi.

Cemileyi Fransızcaya çeviren Fransız yazar Louis Aragon  Cemile'yi ''dünya nın en güzel aşk hikayesi'' olarak tamınlamış.

Ekleme : Cengiz Aytmatov'un tarzını betimlemeler ve yaşadığı coğrafyayı anlatışı ile usta yazar Yaşar Kemal'e çok benzettim.

29 Ağustos 2011

AYLAK ADAM



Öncelikle kitap için konuya MÜKEMMEL diyerek başlamak istiyorum uzun zamandır böylesi akıcı ,değişik ve tam anlamıyla edebi diyeceğim bir kitap okumamıştım , sanırım kelime oyunları ile beynimi zorlayan kitapları seviyorum ben .

Kitaptaki baş karakter C. (yazar isim vermemiş C. demeyi yeterli görmüş) aileden kalan mirasla geçinen  ve aylak(kendi tabiriyle )  28 yaşında  bir adamdır . C. sürekli  kendisi gibi olduğunu düşündüğü B. adlı aşık olacağı kadını sokaklarda aramaktadır örneğin sürekli aynı pastahaneye gidip aynı masaya oturup ruh haline göre insanları seçer  mesela sağ taraftan gelecek üçüncü kadın B. olucak gibi. 

Hikaye bir kadını arama gibi görünsede yazar  C. için o kadar değişik ve ilginç bir karakter oluşturmuş ki hikayeden çok C. nin karakteri düşünceleri ve psikolojisi okuyanı etki altına alıyor. Sıradanlığa ,toplum baskısına ,aile ilişkilerine ,aile baskısına , gevezeliğe karşı bir adamdır C.  Sürekli gittiği lokantada garsonun kendisine gülümsemesine yada arkasından güle güle demesine, sevgilisini öperken kızın odanın kapısını kitlemesine yada perdeyi  kapatmasına ,aynı kalıpla söylenen sözlere ve onlara verilen aynı cevaplara  açıkcası aslında normal sayılan herşeye karşı bir adam C. . Aslında insan okudukça kimi yerde kendini buluyor C.de ama malesef gerçek hayat bize C. olma şansı vermiyor. 

C. anlatması zor bir karakter bu yüzden kitaptan bir kaç alıntı yaptım bakın C. bize olayları nasıl yorumluyor.



"O sabah kahveci çayını ona sormadan getirdi. Demek müşteri olmak için altı gün yetiyordu. Yemek yediği lokantalarda garson, "-Ali Bey'in çorbası!" "-Ver Ahmet Bey'in bayıldısını." diye bağırdıkça şaşardı. İnsanları hep aynı yere çeken neydi? Kahveciye kızdı. Onda müşteri olacak surat var mıydı? Bir daha buraya gelmeyecekti."


"Şimdi kim bilir kaç evde, kim bilir kaç kadının 'Aman ayol, bu ne kötü şans böyle,' sözüne karşılık kim bilir kaç erkek 'Üzülmeyin; kumarda kaybeden aşkta kazanır,' diyordur. Kim bilir kaç erkek de acele edip bu sözü ondan önce söyleyemediler diye onu kıskanıyordur. Biliyorum sizi. Küçük sürtünmelerle yetinirsiniz. Büyüklerinden korkarsınız. Akşamları elinizde paketlerle dönersiniz. Sizi bekleyenler vardır. Rahatsınız. Hem ne kolay rahatlıyorsunuz. İçinizde boşluklar yok. Neden ben de sizin gibi olamıyorum?"


''Tutamak sorunu dedim . 
İnsanın bir tutamağı olmalı. Dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz. Tutunacak bişey olmadı mı insan yuvarlanır. Tramvaylardaki tutamaklar gibi. Uzanır tutunurlar. Kimi zenginliğine tutunur; kimi müdürlüğüne; kimi işine, sanatına.  Çocuklarına tutunanlar vardır. Herkes kendi tutamağının en iyi,en yüksek olduğuna inanır.  Gülünçlüğünü farketmez.  Kağızman köylerinden birinde bir çift öküzüne tutunan bir adam tanıdım.  Öküzleri besiliydi, pırıl pırıldı.  Herkesin, "-Veli ağanın öküzleri gibi öküz yoktur," demesini isterdi. Daha gülünçleri de vardır. Ben toplumdaki değerlerin ikiyüzlülüğünü, sahteliğini, gülünçlüğünü göreli beri, gülünç olmayan tek tutamağı arıyorum: Gerçek sevgiyi! Bir kadın. Birbirimize yeteceğimiz, benimle birlik düşünen, duyan, seven bir kadın!"




YENİ KİTAPLARIM


Bunlar okumak için ödünç alınanlar , aralarından Yusuf Atılgan dan Aylak Adam okundu ikinci olarak Cengiz Aytmatov dan Cemile yi okumayı düşünüyorum uzun yıllar önce okudum fakat hep tekrar okumak istediğim bir kitaptı.


Bunlarda D&R dan yaptığım alışverişte aldıklarım Semerkantı yaklaşık 10 gün önce aldım ve okuyorum şuanda yarısındayım. Zahir ve Babilin Köpeklerinide dün aldım aslında kitap almak için girmemiştim ama 4 tl lik  kitaplara şöle bir bakayım derken bunları alıp çıktım :)

18 Ağustos 2011

KELEBEK


Henri Charriere (Kelebek) işlemediği bir suçtan Fransız Guyanasın da ( sömürgesi) müebbet kürek cezasına çarptırılır . Kelebeğin öyküsü bu şekilde başlar ve tamı tamına 13 yıl sürer , bu 13 yıl içerisinde sayısız kez kaçma girişiminde bulunur Kelebek ve  hiç bi zaman inancını kaybetmez . Özgür olduğunda savcı dan alacağı öç onu her zaman ayakta tutar ve hayata bağlanmasını sağlar. 

Fransız Guyanası Güney Amerikada yer alır ve Fransız hükümdarı Napolyon tarafından ''suçlulara ancak onlardan daha kötü insanlar nezaret edebilir mantığıyla kurulmuştur, bu bölgede Fransa ve İlgilterenin sömürge yerleri yer alır ve ülkelerinde cezalandırdıkları suçluları bir nevi tekrar iyi birer birey olmaları için bu sömürgelerdeki adalara sürgüne gönderirler. Burada ki hayat akla mantığa sığmayan şekilde ilerler ve bilmediğimiz bir dünyanın kapıları açılır . Örneğin mahkumlar arasında yaygın olan elindeki parayı minik bir tüpün içerisine koyup bunu bağırsaklarında taşımak , cüzzamlı dolu bir ada, kızılderilli kabilesi ile kısa dönemde olsa yaşanan özgür bir hayat, çok sıradan olan cinayetler , köpek balıklarına atılan mahkum cesetleri, sapkın cinsel ilişkiler , 3 metre kare hücrede(insan yiyen adıyla anılan) geçirilen yıllar ,hastalıklar,  intiharlar, deliler, katiller, hırsızlar ve sürekli kaçmayı düşünen bir Kelebek.

Eleştirmenin biri kitap için şöle demiş : ''Eğer Henri Charriere kitabında yaşadığını iddia ettiği olayları gerçekten yaşadıysa ona helal olsun,eğer yaşamadıysa da hayal gücüne helal olsun''. Bu görüşe katılmamak mümkün değil  eğer yazdıkları gerçekten doğruysa bence kendisine İnsanlık Yaşam Mücadele Ödülü veya Özgürlük Mücadelecisi v.s gibi bir ödül verilmeli. Kitabı okurken çoğu kez kendimi Kelebeğin yerine koymuş halde buldum ve   acaba ben olsam hayatta kalmak ve özgürlük için bu kadar savaşırmıydım sorusunu sordum .İşte bu yüzden çoğu insan için bir başucu kitabı Kelebek . 

10 Ağustos 2011

SHİDLERİN LİSTESİ ve ESARETİN BEDELİ


Shidlerin listesi daha önceden izlediğim fakat bazı ayrıntılarını unuttuğum bir filmdi . Genelde  izleyip çok sevdiğim bir filmi hiç bilmediğim yeni bir filme tercih ederim bu yüzden de beğendiğim filmleri 2-3 kez izlemişliğim vardır. Oskar Shidler 2.Dünya savaşı yıllarında Almanyada yaşayan zeki bir girişimcidir fakat parası yoktur, Almanyada zor durumda yaşayan ve hiçbir hakları olamayan Yahudilerle işbirliği yapar ve onlardan  elde ettiği para ile kurduğu fabrikada yine Yahudileri işçi olarak çalıştırır . Zamanla savaşın acımasızlığı ile ezilen Yahudiler için Shidlerin fabrikası bir kurtuluş yolu olur. Bu yüzden artık Shidlerle  Yahudiler arasında yeni bir bağ oluşur ve Shidler Yahudiler için elinden geleni yapmaya çalışır böylece  yeni bir fabrika kurmaya karar verir  , fabrikada çalışması için hazırlayacağı listeye giren yahudilerde yaşama hakkını kazananlar olacaklardır. İmdb de ilk on film içinde 7 sırada Shidlerin Listesi izlerken yaşananların gerçek olabileceğine inanamıyor insan tam bir insanlık dramı ..


Yine daha önceden izlediğim ve İmdb nin ilk sırasında yer alan bir film Esaretin Bedeli.   Andy işlemediği bir cinayet yüzünden hapis yatan bir mahkumdur karısı ve karısının sevgilisini öldürmekle suçlanarak müebbet hapse mahkum edilir . Film boyunca Andy nin hapishane yaşantısını izleriz fakat bizi hiç beklemediğimiz ve şaşırtacak bir son bekler....

 Her iki film için ayrıca söylenecek şey oyuncuların sergilediği müthiş performans ikiside harika ve tekrar tekrar izlenecek filmler.

04 Ağustos 2011

MARTİN EDEN

Martin Eden Jack London'un kendi hayatından kesitler içeren bir romanı yani yarı-otobiyografik bir eser.Jack London'un özellikle çocukluk döneminde geçirdiği yoksulluğu  Martin Eden'de  20'li yaşların başında yaşar.

Martin deniz işçiliği yapan ve okumayı seven bir gençtir bir gün kavga edenlerin arasında tesadüfen hayatını kurtardığı bir gencin evine davet edilir burada tanıştığı hayatını kurtardığı gencin kardeşi Ruth'a aşık olur. Ruth zengin bir aileye sahip ,edebiyat eğitimi almış burjuva kültürü ile yetişmiş biridir. Martin Ruth'un kendisini sevebilmesi için yapması gereken şeyin kendini geliştirmek olduğunu anlar ve daha çok okumaya başlar . Bu sırada Martin yazarak çok para kazanılacağını keşfeder ve böylece Ruth'la daha kolay evlenebileceğini düşünür. 

Ruth'da Martine karşı kayıtsız değildir . Ruth Martini çevresindeki bir çok erkekten daha farklı bulur ve Martini kendi elleriyle şekillendirebileceğini düşünür, fakat Ruth Martinin yazdıklarını beğenmez ve Martine yazmayı bırakıp herhangi bir işe girmesini ve asla büyük yazarlar gibi olamayacağını söyler . Martin ise yazdıklarından o kadar umutludur ki günde 5 saat uyuyarak bütün gününü okumaya ve yazmaya adar fakat bu dönemde Martin birde parasızlık ve açlıkla uğraşır .Yayınevlerine gönderdiği yazıların hepsi geri gelir umudunu tamamen kaybettiği bir gün Martin yayınevlerinden birinden bir mektup alır ve eseri sadece 5 dolara alabileceklerini bildirirler bu fiyat Martinin hesap ettiği ücretin çok çok altındadır bu dönem içerisinde yazmayı bırakmayı düşünen Martin eserlerinden birinin de 40 dolara satılmasıyla umutlanır ve uzun süre o 40 doların desteği ile yaşar .Devam eden  dönem içerisinde Martin'in eserleri tekrar çok az para getirir ve Ruth ta kendisinden ayrılır .

Olaylar daha sonra Martinin eserlerini satması ve çok büyük bir yazar olması ile devam eder fakat Martin için herşey artık çok anlamsızdır . Martin artık çok ünlü bir yazardır herkes Martini  akşam yemeğine davet etmek için çabalar Martin ise içinden hep ben bu eserleri yazarken çok açtım neden kimse beni o zaman yemeğe davet etmedi , neden eserlerimi tek tek geri çeviren yayınevleri şimdi benim için binlerce dolar ödüyor, ve neden Ruth şimdi bana geri döndü diye düşündü. Böylece Martin ile insanlar arasında derin bir uçurum açıldı ve Martin artık eskisi gibi bir insan değildir .

Kitap özellikle edebiyat severlerin bence okuması gereken bir eser. Yazar olma yolunda ilerleyen Martin Eden'in hikayesi yaşadığı zorluklar , okuyarak edindiği bilgilerle nasıl diğer insanlardan ayrıldığı onlarla arasındaki uçurumun nasıl açıldığı onun azmi ve geç gelen para ve şöhretin onun için hiçbir anlam taşımadığını ve tabiki Jack London 'un hayatından kesitleri okumak bana büyük zevk verdi. Martin Eden düşünen sorgulayan inandıklarının sonuna kadar arkasında duran ve bir gemi işçiliğinden kendini baştan yaratan çok farklı bir karakter.

16 Temmuz 2011

SUÇ VE CEZA

Nihayet Sevgili Dostum Raskolnikov ile yollarımız ayrıldı uzun bir birliktelikti bizimkisi . Raskolnikov Beyaz Gecelerdeki kahramanımız gibi çatı katında dolap kadar küçük bir odada yaşayan üniversiteyi bırakmış ruhsal bunalımlar içinde yaşayan bir gençtir.

Raskolnikovu bunalıma iten nedenler ilk başta anlaşılamasada bir müddet sonra Raskolnikovun işlemek üzere olduğu ve planını yaptığı bir cinayet olduğunu anlıyoruz . Bu planında kendisini cinayete zorlayan tesadüflerde yaşar ve  bazı batıl inançlarda oluşmaya başlar onda. Örneğin birgün yolda karşılaştığı satıcı adam ve karısının öldürmek istediği tefeci kadının kardeşi Lizaveta hakkında konuştuklarını ve Lizevatanın ertesi gün saat tam selkizde ihtiyar tefeci ile yaşadığı evde olmayacağını öğrenmesi böylece kendisi için cinayet saati ve günün kesinleşmesi ve bir gün  tefeci kadına ilk bıraktığı rehinden aldığı para ile girdiği bir aşevinde  bir subay ve öğrencinin konuşmalarına şahit olması bu konuşmada tefeci yaşlı kötü bir kadını öldürüp onun parası ile yüzlerce fakir ve kötü durumda insana yardım etmenin suç olamayacağı konuşulur tüm bunlar aslında Raskolnikovunda düşünceleridir.

Raskolnikovun bu cinayeti işleyene kadar ve işledikten sonra yaşadığı veya bir katilin nasıl bir cinayet işlediği bu cinayeti işlerkenki duyguları yaşadıkları ruhsal yapısı , kendini nasıl kaybettiği cinayetten sonra bütün katillerin aslında kendilerini nasıl yakalattıkları anlatan bir kitap Suç ve Ceza . Raskolnikovu takip eden ve ona psikolojik baskı yapan bir polis memuru ile karşılıklı kedi-fare oyunları  , Raskolnikovun bozulan psikolojisi ile kendini kaybetmesi ailesi ve arkadaşına karşı olan nefreti ile tam bir psikolojik çözümleme içeriyor Suç ve Ceza bu yüzden bir polisiye kitabı olarak değerlendirmek bence büyük haksızlık olur. Kitabın sonu ise  Raskolnikovdan hiçte beklemeyeceğimiz bir sonla biter.

Dostoyevskinin ölümünden 15 yıl önce yazdığı bu kitapta aynı zamanda o günkü Rusyanın sosyo-ekonomik durumu hakkında da analizler içeriyor yoksulluk ,adaletsizlik gibi zaten maddi yetersizlik yüzünden okulu bırakmış bir hukuk öğrencisinin işe yaramaz kötü bir tefecide bulunan parayı alarak ihtiyacı olan yoksullara dağıtmak gibi bir düşünce içerisinde olmasıda o günkü Rusya şartlarının hiçte kolay olmadığının  bir göstergesidir.

Dostoyevski gerçek yaşamında arkadaşları ile birlikte  Çar 1. Aleksandr tarafından ''devleti yıkmaya çalıştığı ''suçlamasıyla tutklanır ve idama mahkum edilir. Kendisinden önce sıraya dizilen 5 kişi kurşuna dizilir fakat kendisi ve diğer 4 kişi idamdan sonanda kurtulur işte bu gibi olaylar da Suç ve Ceza da Raskolnikov karakteri ile dile gelir örneğin Raskolnikov birgün yürürken şöyle der :

"Nerede okumuştum, hani bir idam mahkumu ölümünden biraz önce şöyle söylemiş ya da düşünmüştü: 'Yüksek ve sarp bir kayalıkta, ancak iki ayağımın sığabileceği, dar bir çıkıntıda, dört bir yanım uçurumlar, okyanuslar, sonsuz bir gece, sonsuz bir yalnızlık ve hiç bitmeyecek bir fırtınayla sarılmış durumda yaşamak zorunda olsam ve bütün ömrümce, bin yıl boyunca, hatta sonsuza kadar o bir karış toprakta durmamda gerekse o şekilde yaşamak, şu anda bir yarım saat içinde ölecek olmaktan çok daha iyidir.' Yeterki yaşasındı, sırf yaşasın! Nasıl olursa olsun, ama yeter ki yaşasın!"

13 Temmuz 2011

UZUN BİR ARADAN SONRA

Bloguma yazmayalı neredeyse 1 ay olmuş , bu sürenin yaklaşık 2 haftası kardeşimin düğünü nedeniyle Ankara'da geçti düğün sonrası da onlarla birlikte buraya geldik bir hafta onları misafir ettikten sonra kuzenim ve eşi geldi iki günde onları ağırladık . 

Uzun zamandır süren kalabalık bir süreliğine de olsa dağıldı , ne yapsam bilemiyorum denize mi gitsem ,evde miskin miskin mi  otursam ,deli gibi kitap mı okusam film mi izlesem bilemiyorum çünkü hepsini çok özledim .Bir ayda sadece 2-3 sayfa kitap okuyabildim hala Suç ve Ceza var elimde planım 2-3 gün içinde onu bitirip bi daha ki misafir dalgasına kadar araya bir kitap sıkıştırmak.  Ankara'da kısıtlı bir sürede ayaküstü 2 de kitap aldım Suç ve Ceza dan sonrada bunlardan birini okumak istiyorum .