27 Nisan 2020

24 TEMMUZ

 24 Temmuz sıradan başlayıp acı ile biten bir gündü. Ofisin kapısı açılıp eşimin kafasını gördüm ilk bu çok doğaldı geçerken uğramış olabilir , telefonuma ulaşamamış olablir vs. vs. beyin o an bunu doğal karşılıyor. Sonra arkadan arkadaşımın kafasını gördüm hayret o neden gelmiş diye saniyelik bir düşünce sandalyemden kalkıp ofis kapısına gelmem ve arka tarafda kayınvalidemi görmemle beynim hızlı bi şekilde oğluma bişey olduğu uyarısını vermesi. Soru dolu bakışlarımla tam hatırlamadığım diyaloglar ile eşimin ''baban'' dediğini duydum. Baban mı babam mı , senin baban mı diye sorarak doğru duyduğum gerçeği ötelemeye çalıştım. Sonrası ofiste sandalyede oturduğum karşımda bana acı dolu  gözlerle bakan insanların olması.Benim hala kabullenemeyip  eşime babamın hala hastahanede mi olduğu durumunun kötü mü olduğu ile ilgili sorularım ve  aynı anda babamı arayıp hoşcakal demeliyim düşüncesi sanki bir yolculuğa çıkıyor ve geri gelecek düşüncesi. Arkasından isyanım onunla günlerdir telefonda konuşmadığım gerçeği.......
 
Ben babaannem , dedem , halam ve diğer kayıplarımızda ölümün tam olarak ne olduğunu anlamamışım . 


 

07 Nisan 2020

SAHİLDE KAFKA - HARUKİ MURAKAMİ


Hikaye ilk 300 sayfada ilginç başlasada sonra baya sıktı ama sabrettim ve bitirdim. İyi ki okumuşum dediğim bir kitap değil gereksiz uzun. Doğa üstü olaylar çok ilgimi çekmez ben daha çok gerçeklik yaşanmışlık ve insan odaklı hikayeleri seviyorum.

Muhakkak bu yazarı ve kitaplarını seven çok ,  internette yorumlara baktım sorun bende mi diye ama yalnız değilmişim genel olarak havada kalan olaylar ve tuhaf biten sonlardan bahsedilmiş.

Kehanetler üzerine kurulmuş çok da ilginç olmayan gereksiz uzun bir kitap bu yazarı tekrar okuyacağımı sanmıyorum.

İyi Okumalar...

FIRAT SUYU KAN AKIYOR BAKSANA - YAŞAR KEMAL



Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana bir ada dörtlemesinin ilk kitabı. Yaşar Kemal'den bir batı hikayesi tabi ki doğuyla bağları kuvvetli bir ada hikayesi. İlk defa Yaşar Kemal okurken zorlandım Vasili'nin dalgalı ruh hali bizim tam da şu zamanlarda gelgitli olan ruh halimize benziyor. Sonrası karışık rüyalar olarak bana geri bildirimleri oldu bu kitabın.

Mübadele ile adalarından gitmek zorunda kalan Rumlar ile bir yanda savaşlarda çok kan dökmüş masal çöllerinden geçmiş Poyraz Musa'nın birbirlerine akan hikayeleri Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana.

Savaşın acımasız , mübadelenin hoyrat olduğu zamanlar. Hem öldürmeye hem ölüme bu kadar bağlı olan ama  içinden dolup taşan yaşama ve insan sevgisi ile bir değişik hikayedir Poyraz Musa ve Vasili'nin hikayeleri....

İyi Okumalar...

''Yeter ki bir damla insan teri boşa gitmesin. İnsan soyunun güzelliği alın terindedir''

''Bir tek insan ne kadar acı çekerse bütün insanlar o kadar acı çekiyor demektir. Bir insanla birlikte bütün insanlık öldürülmüyor mu ? Savaşa karşı savaşmak , öldürmeye karşı öldürmeden savaşmak bu toprakların yarattığı en güzel düşünce olmuştur''





05 Haziran 2018

KABUK ADAM - ASLI ERDOĞAN


2016 yılında alıp sanırım 2017 gibi okuduğum bir kitap. Yazar içerideydi Alaçatı'da bir kitabevinden almıştım Kabuk Adam ve Bir Delinin Güncesini. 

Kitapla ilgi fikrimi soranlara yalın bir dili ama derin duyguları var demiştim. Bu duyguyu Dostoyevski'nin Beyaz Gecelerinde de yaşamıştım kısacık bir öyküde o derin duyguları ne güzel anlatmıştı Dostoyevski işte Aslı Erdoğan'da aynı öyle anlatıyor.

Sadece bu kitabı okuyarak hakkında hiçbir şey bilmeyen bir insan bile kitaptan yola çıkarak Aslı Erdoğan'ın hayat karşısında hep ezilenin , dışlananın yanında olacağını bilebilir. Aslı Erdoğan nerede olursa olsun acımasız düzenin hep karşısında olacak bir dünya insanı. 

Tabik i onun ya da kitaptaki kadının sevdiği adamda bize dayatılan güzellik anlayışının çok çok ötesinde olacak....

İyi bir kitap eleştirmeni olamayabilirim eleştirmenlik ya da etkili roman okuma üzerine çalışmalar tezler de okumuyorum ama kitaplar yazarlar arası bağ kurmak gibi de bir huyum var. 
Burhan Sönmez'in Kuzey adlı kitabında hissettiklerim ve düşündüklerim  ile Kabuk Adamda ki  hislerim aynıydı. Yazarlar gerçek hayatlarında  yaşadıkları bir dönemi ve olayı mekan ve zamanı değiştirerek bambaşka bir dünyada anlatıyorlar sanki.

İyi Okumalar...



''Bazen insana hiçbir şey hatırlamak kadar acı vermez, özellikle de mutluluğu hatırlamak kadar.Unutamamak belleğin kaçınılmaz intikamı.Herhangi bir iz taşınıyorsa eğer , bu bir zamanlar bir yara açıldığındandır''

''Hapishane , savaş gibi deneyimlerden geçenlerin iyi bildiği bir savunmadır bu , gerçeği bütünüyle kavramaktan , gelecekten isteklerde bulunmaktan vazgeçmek , yalnızca bir sonraki saati hedefleyerek yaşamak''

'' Beni tanımayan , tanımak da istemeyen insanlara açılmak için güçlü bir dürtüye kapılırım zaman zaman , aslında bu bir tür kışkırtma, meydan okumadır''

''Zaten ömür boyu , hep sahte , cansız bir dünyada , bir hapishanede yaşamıştım, gerçekliklerinde bile emin olmadığım insanlar arasında soluksuz kalmıştım''

''Karanlıktan herkes korkar , ama karanlıktakilerin aydınlığa çıkarılması gerekir''

''Sonraları öğrendim ki bu üç renkli bere , Karayipler'de çok yaygın olan, Afrika kökenli Rastafari inanışının bir işaretiydi , ırkçılığa ve her türlü sömürüye karşı çıkışın simgesiydi , hiç taranmayıp uzun örgüler halinde bırakılan saçlar gibi.Yeşil ,sömürgecilerin aldığı toprağı , sarı , o toprağın zenginliğini ve kırmızı da uğruna dökülen kanı simgeliyordu''

''Sonuçta alışmıştım, yalnızlığa ,sevgisizliğe, yalnızca kendim için var olmaya , en insani tepkilerimin anarşistlikle suçlanmasına alışmıştım. Giderek , karşımdakilerin kafasındaki imgeye daha çok benzemeye başlamıştım. Her geçen gün daha vurdumduymaz davranıyor, daha çok başkaldırıyordum , hiçbir otoriteyi önemsememeyi öğreniyordum''

''Tiksinti ve korkudan , aşka doğru ani, bilinçsiz bir sıçrayış yapmıştım.Tırtıl kelebeğe dönüşmüştü''

''Yalnızca kötülüğün en dibine inenler , erdemin doruklarına varabilirler''

''Bütün ödlekler gibi , kendimden daha korkak birini bulunca gözüpek kesilmiştim''

''Hepimiz okyanusun sonsuzluğunda kaybolmuş yapayalnız adacıklardık ; sınırımızı aşıp bir başkasına dokunabilmemiz, bir yanılsamaydı yalnızca''


04 Haziran 2018

KAFAMDA BİR TUHAFLIK - ORHAN PAMUK


Okuyup bitireli çok oldu , bir çok kitap gibi bloga yazılmadan rafa kaldırılsın istemedim. Hatırımda kaldığı kadar bana hissettirdikleri kadar yine de anlatmalıyım  Kafamda Bir Tuhaflık kitabını.

Okurken çok keyif aldım okuduğum diğer Orhan Pamuk kitaplarında olduğu gibi .Orhan Pamuk karakter kurmada çok başarılı  kitabın kahramanlarından biri olan Mevlüt'ün sıradan ama sıradan olduğu kadar ilginç hikayesini  hiç sıkılmadan ve hep merakla okudum.

İstanbul'un tepelerine Anadolu'dan gelip bir gecede ev kuranların hikayesidir Mevlüt'ün hikayesi ya da Gazi mahallesindeki kıpırdanmanın hikayesidir ,sokakta yoğurt satmanın , bozanın yok oluşunun ,İstanbul sokaklarının , yanlış anlama sonrası sevmenin çok sevmenin hikayesidir Mevlüt'ün hikayesi.Güzel karakterdir Mevlüt ben seviyorum Orhan Pamuk kitaplarını. 

İnstagramda Haşmet Babaoğlu' nun bir paylaşımına denk geldim. Ne okumalı nasıl okumalı diye sorulunca kendisine şöyle cevap veriyor : İnsan 20 lerinin sonuna kadar her romancıyı  her denemeyi her türü az çok okumalı , ama 20 leri bitirdikten sonra yazar okumaktan yanayım kitap değil yazar tercih edilmeli diyor. Ben de aynı görüşteyim o yüzden dönüp dönüp Hasan Ali Toptaş ,Orhan Pamuk ve Yaşar Kemal okuyorum çünkü edebiyata doyurma garantileri var :) Arada hayatıma yeni yazarlar ekliyorum ama nokta atışı yapmam lazım bütçe ve zaman meselesinden dolayı  onlarda da  başarılı olduğumu düşünüyorum zira Sema Kaygusuz  ve Latife Tekin de her kitabı okunacaklar listemde.

İyi Okumalar..


''Siyasetin aşırısında yapmacıklı bir şey vardı''

''Mardin'de deniz olmamasına rağmen midye dolması işini herkesten kapmış olmalarını sürekli tekrarlar ,bunu Mardinlilerin uyanık ve zeki olmalarıyla açıklardı''

''Ferhat askerde gördüklerinden ve yaşadıklarından , Diyarbakır cezaevine düşüp işkence gören tanıdıklarının hikayelerinden fazla etkilenip siyasallaşmıştı''

''Kafamda bir tuhaflık var, dedi Mevlüt Ne yapsam bu alemde yapayalnız hissediyorum kendimi''

''Görücü usulu evlilikte zor olan şey, kadının hiç tanımadığı biriyle evlenmesi değil , hiç tanımadığı birini sevmek zorunda olmasıdır, derler..Ama aslında bir kızın hiç tanımadığı biriyle evlenebilmesi daha kolay olmalı, çünkü tanıdıkça inanın erkekleri sevmek daha da zorlaşıyor''

''Herkesin bildiği gibi şeref meselesi gibi laflar aslında insanların birbirlerini gönül rahatlığıyla öldürmeleri için icat edilmiş bahanelerdir ''

İnsan , kalbinin temizliğine ,niyetinin halisaneliğine rağmen Allah'ın huzurundayken kendisi olamıyorsa ne yapmalıydı ?




31 Ocak 2018

BİNBOĞALAR EFSANESİ - YAŞAR KEMAL




Yazın Aladağ'a çıkan kışın Çukurovaya inen yörükler İskandan sonra yavaş yavaş kendilerine göçecek yer bulamazlar. Bazen yerleşebilmek için ellerindeki avuçlarındaki altınlarını bazen de obanın en  güzel kızlarını verirler ama yinede Çukurovada ki aşiretler onları bir yere kondurmaz. 

Her 5 mayısı 6 mayısa bağlayan gece yörükler su kenarlarına toplanıp gökten iki yıldızın , karaların ermişi Hıdır ile denizlerin ermişi İlyasın buluşmasını beklerler. Kim ki onların buluştuğunu görür ise o an dilediği dilek gerçekleşir. Bütün obanın tek bir dileği vardır görünürde Çukurovada kışlak Aladağda yaylak herkes söz verir bu dileği tutmaya  ama insanoğlunun içindeki dert bambaşkadır.

Yörüklerin yok oluşunun destanıdır Binboğalar efsanesi...Bu kitabı okurken aklıma sıksık Rousseau nun bir yazısı geldi;

“Tarihte ilk kez bir toprak parçasının etrafını çitle çevirip “Burası benimdir” diyen ve buna inanacak kadar saf olan insanlar bulabilen ilk insan, uygar toplumun ilk kurucusu oldu. O zaman biri çıkıp, çitleri söküp atacak ya da hendeği dolduracak, sonra da insanlara ‘Sakın dinlemeyin bu sahtekârı. Meyveler herkesindir. Toprak hiç kimsenin değildir. Ve bunu unutursanız mahvolursunuz’ diye haykırsaydı, işte o adam, insan türünü, nice suçlardan, nice savaşlardan, nice cinayetlerden kurtaracaktı.”

İyi Okumalar..


Bir kayanın doruğunda bitmiş bir ot nasıl inatla köklerini sert çinke taşlarına sarmış , tutunmuşsa , Alacadağ Yörüğü de öyledir.

Sen gökleri , yıldızları ,ormanları suları bıraktın , sen camilerden çıkmaz oldun. Sen kendini ışıklı ,büyük kentler kurdun.Sen kendine gökte uçan demir kuşlar yaptın.Sen kendine toprağı yiyen ,yerken uluyan canavarlar yaptın.Bize Çukurda bir kışlak , Aladağda bir yaylak ver desem ,vermezsin ki...

Obada kızlar ,yalnız sevdaya gönüle giderdi.Bir can için , para pul için kızlara ,onların gönüllerine karışılmazdı.İnsan soyu bu kadar yozlaşamaz , aşağılaşamaz ,küçülemezdi.

Yörükler, dedi ,mezarsız millet...

Bir başkasını aşağılayan insan önce kendisini aşağılamıyor mu? Bunun kimse farkında değil mi ? Ağacı, kuşu, akarsuyu ,börtü böceği ,yerdeki, karıncayı , en alçak insanı kutsayan , yücelten ,güzelleştiren insan güzelleşir , öyle değil mi?

İşte ben söylüyorum.İşte burada ,huzurunda söylüyorum.Koca adamların çocukları dövdüğü , ötekilerin de bön bön baktığı bir ülke çürüktür, ölmüştür.

Kınını kesen kılıcın kendisidir.

Her kim gördümse ürkek karıncalar gibi gözlerini saklıyor.Bu soy , bu göz kaçıranlar kavmi iflah olmaz.

İnsan bilir insanlığın kıymatın. Sonradan sonraya Beyliğe yeten,zalim olur, el kadrini ne bilir.Varıp gübreliğe konan kargalar ,has bahçada gül kadrini ne bilir!

HEBA - HASAN ALİ TOPTAŞ



Ben sanırım Hasan Ali nin kendisini yazdığı kitaplardan daha çok seviyorum.İlk defa bir yazarın kendisine olan sevgim onun kitaplarının önüne geçti. Evet genelde yazarı severiz ve sevdiğimiz için kitaplarını okuruz  ama güngelir yazarın bir cümlesi ya da dünya görüşü veya bir röportajında kullandığı hoşumuza gitmeyen bir konuşmasından dolayı yazardan uzaklaşabiliriz.. Bu uzaklaşma  bir müddet onu okumamıza engel olur..

Ama ben kitaplarında kılıktan kılığa giren bu adam da kimi zaman bir ağacın insanlık için döktüğü gözyaşlarını , kimi zaman mantığını kaybetmiş bir sistemin içinde boğulan kurşun sıkan elin çaresizliğini , kimi zaman bir köyün acımasızlığını , baba özlemini  , büyük şehrilerin arka sokaklarındaki kötülüğün tadını bulabiliyorum..

Biliyorum ki küçük bir kasaba da dünyaya gözlerini açmış büyük büyük okullarda okumamış dünyayı geze geze kendine yeni hikayeler yaratmamış , belki sevmediği bir işi yapmış bir insan Hasan Ali Toptaş...Ama aldığı ödüller bile bunun bir kanıtıdır ki Hasan Ali yazınca başka yazar o kaleminin dokunduğu herşeyin duygusunu en deriniyle anlatır...

Uzun lafın kısası  onu konuşmasındaki sakinlik , duruşundaki mütevazilikten ve alçakgönüllü bir insan olmasından dolayı çok seviyorum, bu arada kitapta en güçlü tadı damağımda kalan hikaye ev sahibi Binnazınkiydi ve tabi ki kitap herşeyi ile  çok iyiydi...

İyi Okumalar...

''Bir an için beti benzi atar gibi oldu bunu yaparken.Elindeki kuşun sıcaklığı gövdesinin sıcaklığına karıştı ve bir yol bulup kalbine kadar gitti de ,orada uyuyan hassas bir noktaya dokundu sanki. Ya da kuş dokunuşa dönüşen bir sesle o kalbin içinde son kez öttü de, bu ötüş gelip aniden çocuğun betinde benzinde yankılandı''


İçi koşuyordu aslında, giderek büyüyen derin bir sızı halinde ,yangından kaçarcasına hiç durmadan soluk soluğa koşuyordu.İşte böyle yavaş yürümek zorunda kalan sakin bir gövdenin içinde koşa koşa o gün eve  ulaştı Ziya.



Ben hayatın uzak ve yorucu bir köşesine hızla gidip gelmiş gibi oldum bir bakıma. Ardından da tuttum , zaman denen büyük silginin himmetine sığındım. Acımı içime gömmekten ve olup bitenleri kabullenmekten başka çıkar yol bulamadım daha doğrusu.



Bu akraba meselesi içinden çıkılmaz bir şeydir. Bazen için kopar dışın kalır mesela , bazen de için bağlı kalır ama dışın kopar. Ekseriyetle insanı muallakta bırakan bir acayip haldir yani. Ayrıca , hiç kuşkusuz , bir insanın ne kadar çok akrabası varsa o kadar çok ölüm görecek ve o kadar çok acı çekecek demektir.



Evet , hayatı gırtlağına kadar dolduran onca ıvır zıvırın arasından emsalsiz bir şey daha o yaşta gözüme görünmüştü benim ve şavkı gelmiş ta ruhumun derinliklerine vurmuştu.



Bir insanın , kendisine zulmedene gülümsemeye mecbur bırakılmasından daha beter bir zulüm olamazdı yeryüzünde.



Gerçek fazlasıyla hissedildiğinde insana her vakit gerçek değilmiş gibi gelir.



Her inancın kıyısında köşesinde bir miktar şüphe olmalı ki inanç kendi içinde manevra yapıp varlığını tamamlayabilsin.



İnsan içindeki canavarı öldürürse çöle dönüşür.

12 Ağustos 2017

HÜYÜKTEKİ NAR AĞACI - YAŞAR KEMAL


Kapitalizmin gölgesi altında inim inim inleyen bir Çukurova. Sıtma ,sıcak ,ırgatların ekmeğini elinden alan traktörler ve bir yandan bir umuda tutunmuş beş adam. Umudun çaresizliğin fakirliğin ve İnce Memed'in doğuşunun hikayesidir  Hüyükteki Nar Ağacı..

''Zengini kim olsa sever. İş fıkarayı sevmekte''

''İnsanlar bu traktörler geldikten sonra birden değişmişler, bambaşka olmuşlardı. İnsanların yüzlerine bile bakmıyorlardı. Ne yapacaklarını bilemedikleri bu makinalara tapınmışlardı bayağı''

''Memet çocuksa başını hiç yerden kaldırmıyordu. Yıllarca bir zulmün kapısında çobanlık yapmış, o zulüm onun tekmil hak ettiği paraları yemiş, ama onu dünkü gibi kimse aşağılamamıştı. İçindeki dert yüreğini gittikçe acıtıyor, ne yapacağını bilemiyordu. O adam onları aşağıladıkça küçülüp bir topak olan Memed'e ,umarsızlıktan kıvranan Hösüğ'e, utancından kaçacak delik arayan Aşık Aliye , yerden tozların içinde iniltisini bir çığlık gibi koyveren Yusuf'a acıyordu. Başlarına belkide bu yaşa geldiler geleli hiç böyle onur kırıcı bir iş gelmemişti. Bıraksalar tek başına şu karşıki Anavarza kayalıklarına gider , orada doya doya ağladıktan sonra kendini insan yutan çıngıraklı yılanların ağzına atardı. Sabaha kadar , o otomobilli adam , o kavaklı köy üstüne neler kurmamıştı.. Elinden gelse alır eline bir top yalım ,köyün bu ucundan girer ,öbür ucundan çıkardı''

11 Ağustos 2017

BEN BİR GÜRGEN DALIYIM - HASAN ALİ TOPTAŞ



Çünkü ,insanların büyük bölümü, birçok güzelliği göremezdi.
Büyük bölümü , birçok güzelliğe dokunamazdı.
Onlar ,birer uyurgezer gibi,geçip giderlerdi güzelliklerin yanından.Ya da , kafalarına taktıkları başka bir güzelliğin peşinden koşarken,onun uğruna ,birçok güzelliği de ayaklarının altına alıp hiç farkına varmadan acımasızca ezerlerdi.


Ak sakallı meşenin dediği gibi ,insanın zalimliğine ağaçlarla kuşlar,böceklerle otlar,hayvanlarla taşlar değil , ancak insan karşı koyabilirdi.
Dönüp dolaşıp insanda başlıyordu her şey ,dönüp dolaşıp insanda bitiyordu.
Gerisi boştu...
Yani insanın karışmadığı her şey bir masaldı.


''Hoşça kalın'', dedim onlara usulca ''hoşça kalın..''
Kaldılar.


Sanmıyorum ,zavallı adam atları kamçıladığının bile farkında değildi.At diye,olanca öfkesiyle parasızlığa vuruyordu belki de,doktorsuzluğa,çaresizliğe ve ümitsizliğe vuruyordu.

''Kilit ne demektir bilir misiniz?''
''Ne demektir?''
Ben size söyyleyeyim, kilit ,insanın utancı demektir her şeyden önce...İnsanoğlunun nereye ulaştığının göstergesi demektir.İnsanların birbirlerine duydukları güvensizliğin elle tutulur halidir kilit.Birbirlerine duydukları saygının derecesidir.Bu yüzden ,bir çeşit utanç belgesidir her kapıda.Hatta ,her dolapta, her çekmecede , her çantada, her kasada,her kutuda..Gene de , insanların yüzü kızarmaz onu görünce.

Öyle ki onların yüzüne bir damla mutluluk düşse , biz avlu duvarının dibinde yemyeşil yapraklanabilirdik.

Zaten, bir zamanlar bana ak sakallı meşenin anlattığına göre , adına savaş denen şey ,yeryüzünün herhangi bir noktasında başlayıp herhangi bir noktasında bitmezdi.
Her şey gibi , o da insanda başlayıp insanda biterdi.
Bu yüzden , cepheler falanca dağda ya da falanca ovada değildi.
Cepheler, bütün acımasızlıklarıyla insanoğlunun içindeydi.


Yani ,insan bir savaş alanıydı.Ceket ,gömlek,pantolon ya da etek giymiş, kravat takmış, tıraş olmuş,kokular sürmüş bir savaş alanı.Gülümseyen bir savaş alanı.Öpen hatta ,okşayan,konuşan,susam,çiçekler alıp çiçekler veren bir savaş alanı..
Peki , bir barış bahçesi olamaz mıydı aynı insan?
Şöyle , güllerin kuş cıvıltılarına,kuş cıvıltılarının güllere karıştığı, mutlu yüzlerle dolu rengarenk bir barış bahçesi?


Bir süre sonra,işte bu askerler , gelip itile kakışa,ağaç harmanlarının üstüne oturdular.
Birbirlerine laf atarak şakalaşmayı sürdürüyorlardı.Bense ,onların gözbebeklerindeki yaşama sevincini gördükçe, günün birinde bu insanların kalkıp savaşa gideceğine bir türlü inanmıyordum. Akıldışı bir şeymiş gibi geliyordu bu bana.Böyle ağız dolusu gülebilecekken , böyle neşeyle şakalaşabilecekken,silaha sarılıp tıpatıp kendilerine benzeyen başka insanlara kurşun sıkarak onları delik deşik edemezler,diye geçiriyordum içimden.

Ya da ,böylesine güzel gülebilen insanlar ölemez, öldürülemez, diye geçiriyordum.



İnsanoğlunun düşünmeden acımadan basıp geçtiği tüm canlıların hikayesidir Gürgen dalının hikayesi. Ağaçlar gün gelip kesilseler bile yine insanoğluna yarar sağlayacak güzel şeyler olmak isterlermiş mesela bir gitar olmak ama istemezlermiş hiç mapushane kapısı olmak hele ki odun olup yanmak hiç istemezlermiş.Ağaçlar hayvanlar tekmil tüm doğa insanı bu kadar severken nedir bu insanın acımasızlığı ?


Dönüp dolaşıp insanda başlıyordu her şey ,dönüp dolaşıp insanda bitiyordu.
Gerisi boştu...
Yani insanın karışmadığı her şey bir masaldı.

İyi Okumalar..



08 Temmuz 2017

KADININ ADI YOK - DUYGU ASENA


Şebnem İşigüzel ''Kadının Hala Adı Yok Roman Ödülünü'' aldı , kitabı henüz okumamış olmanın ezikliği çöktü içime ve hemen alıp okudum.

 O kadar çok yerin altını çizdim ki demek duygularımız aynıymış diyorum aslında  bütün kadınların duyguları aynı değil mi? Çalışmıyor olmam evin bütün sorumluluğu ve işini benim yapacağım anlamına gelmez - en azından kirli çamaşırlarını kirli sepetine atabilirsin- anne olunca çocuğun bütün sorumluluğunu ben almak zorunda değilim -gece ağladığında sen de kalkıp bakabilir boklu kıçını yıkayabilirsin- 

Geceleri dışarı çıkıp istediğim saatte eve gelme hakkım da var aynı erkekler gibi ,bu hak ayda yılda bir değil benim canımın istediği kadar olmalı.Çalışmıyor olman evin ,eşinin ve çocuğun kölesi olduğun anlamına gelmez.

Çalışıyorsan da iş hayatında erkeklerle eşit yükselebilme hakkına sahip olmalısın ,kadın olmam bir işi kolay elde edebilme hakkımı getirmez ya da o görevi haketmediğim anlamına da gelmez.


Duygu Asena diyor ki ;önce kendi paranı kazan kimseye bağımlı kalma sonra da özgür bir kadın olarak kendi isteklerinden vazgeçmeden topluma ve erkeklere karşı başın dik bir yaşam mücadelesi ver .Dünyaya bir kere geliyoruz ve bize dayatılanlarla yaşamak zorunda değiliz.



''Patlatıyorlar,vuruyorlar,kırıyorlar.Ve hiçbirimiz hiçbir şey yapamıyoruz.
Annemi düşündüm , her gittiği yerden eve koşa koşa ,kanter içinde gelişini, üstüne bir şey alabilmesi için babama yalvar yakar oluşunu..Babam dövmüyor...evet...ama o yüzünün ifadesi dayaktan beter...Hepimiz onun elinde esiriz...evet.onun parası var''

''Romanlar,öyküler...Biri kız biri oğlan iki çocuklu aileler..Mutfakta kek pişiren mutlu anneler,evrak çantalı ,otomobilli babalar...
Fügen'ler, Günseli'ler...Şişko bedenleriyle ,saçı başı dağılmış çocuk peşinde koşan kadınlar ,evrak çantalı kocalar, yüzü gözü morarmış kadınlar, çılgın sevişmeler , karşılıklı orgazmlar..
Masallar,Romanlar...Filmler...Dört duvar arasında mutluluk simgesi kadınlar,donuk bakışlı, gülümsemesiz anneler...''

''Çünkü içimden söylediklerim çok doğru ,çok tatlı, dışımın böylesine sahtekar olmasına dayanamıyorum''

''Evlenir evlenmez ,o adamın ilerde bir yabancı olacağını bilmeden ,o adamın bir gün gelip , o sevdiğin ,tanıdığın adam olmayabileceğini bilemeden, bir gün ondan ayrılabileceğini düşünmeden bir çocuk yapmak gerektiğini sanıyordum.Bize öyle öğretmişlerdi çünkü.Kadının en kutsal ve görevi analıktır''

''Sinirim geçti artık ,çöktüm..Ağlamak ,yalnızca ağlamak geliyor içimden.Ama ağlamayı sona bırakmalıyım ,çünkü ağlarsam konuşamam.Öyle mahsunum ki .Kırgın,yıkılmış.Ve bu adam benim hiçbir dediğimi anlayamaz artık''

''Bir,arkadaşlarım,iki ,bankadaki hesabım...Bazı şeyler gerçekten gerekli insana''

İnsanın özgür olabilmesi için,bağlı olduğu ya da ona bağlı olan bir kedi bile olamamalı mı yaşamında...Sevmek mi insanı bağlı kılan ? Acımak mı insanı sinirlendiren?Kısıtlanmak mı insanı sevgisizliğe iten?Özgür ve bağımsız olmak için ,bir canlı ,bir tek canlı bile olmamalı mı insanın yaşamında? Özgürlüğün bedeli bu mu? Bu yalnızlık mı?

''Sorunlarını çöz ,çözme.Bu senin problemin, benim değil.Bu sensin.İster çözersin ,ister çözmezsin ,ama ben kendi sorunlarımı çözerim ve çözemeyenleri de, kendim çözdükçe,beğenmem ,sevmem''

''Aşkı ,seksi,dostluğu birlikte istiyorum,tutkuyu da heyecanı da ,yalnız bir tanesi olmuyor.Yalnız biri olunca , öteki olmayan şey önem kazanıyor,onu aramaya başlıyorsun ...Peki ya aşkı birinde ,seksi ötekinde,dostluğu da diğerinde bulursan...Hayır üçü bir yerde olacak,olacak.Neden biz aşka bu kadar düşkünüz neden?