15 Ocak 2021

FLAMİNGOLAR PEMBEDİR - ASLI PERKER

 



İnstagramda severek takip ettiğim Nermin Mollaoğlu'nun sayfasında görmüştüm Flamingolar Pembedir kitabını. Sürekli aynı yazarlarla çoğalan bir kitaplığım var ve Nermin Hanımın etkilendiği bir kitap hemen dikkatimi çekti çünkü çok iyi bir okur kendisi aynı zamanda özel bir mesleği var.

İlk başlarda kitabı kalbim ağrıyarak okudum. Hikaye çok etkileyici başladı ilerleyen zamanlarda benim için kitabın dinamizmi düştü diyebilirim. Dönem dönem hikayeden koptum 6 yaşında anne babasını kaybeden küçük bir kız çocuğunun bu kadar durgun bir hayat yerine sanırım daha acıklı ve savrulan bir hayat süreceğini düşünerek okudum kitabı.

Aslı Perker'in Suffle kitabı da okunacaklar arasında , sanırım o kitaptan sonra Aslı Perker'in benim yazarım olup olmayacağına karar vereceğim.

İyi Okumalar..

Oysa ölenlerin bitki gibi toprağa dikildiğini ama hiçbir zaman dal vermediklerini , ruhlarının gökyüzüne çıktığını , oradan bizi seyrettiklerini , bizi koruduklarını ve onlara şarkı söylersek çok mutlu olduklarını biliyorum. Annem , dedem öldüğünde bunları bana anlatmıştı. Eğer o gün annemle babamın toprağa dikildiklerini söyleselerdi ben de örgü örmek yerine bir şarkı söylerdim. Ama kimse bana bir şey söylemedi.

Çünkü aslında daha iyi yaşamak hiçbir çocuğun umurunda değil. Tek istedikleri anne ve babalarıyla daha çok vakit geçirebilmek.

Konuşmamaya çok alışmış olmalıyım, kelimeler yalnızken bile dökülmüyor ağzımdan. 

OSMAN - AYFER TUNÇ


Osman , Ayfer Tunç'un 1992 yılında yazdığı Kapak Kızı ve 2010 da yazdığı Yeşil Peri Gecesi kitaplarının baş kahramanı Şebnem'in hayatının kesiştiği Osman'ın kitabıdır.

Osman'ın Şebnem'den önceki ve Şebnem ile birlikte değişen hayatını Osman'ın ağzından dinliyoruz bu sefer.

Osman iyi eğitimli , zevkli ,yakışıklı ve zengindir. Osman Nişantaşı harici bir yerde yaşamamış hayatında hiç  çalışmamış ve herkese güvenen bir insandır. Annesinin ölümü ile zaten gergin olan babası ile bağlarını biran önce kopararak kendine yeni bir hayat kurmuştur.

Osman'ın  yavaş yavaş yok oluşunun hikayesidir bu kitap.

Soluksuz iki günde okudum Osman'ı . Ayfer Tunç çok iyi bir hikaye birleştirici romanlarında ki karakterlerin hayatlarını birbirine geçirirken hiç sıkmıyor sayfalar su gibi akıyor.

Yıllar önce Şebnem'in hayatlarını etkilediği kişilerin  ağzından anlatılan Kapak Kızı kitabını Osman biter bitmez tekrar okumaya başladım.

Osman tek başına bağımsız bir roman ama okuduktan sonra zaten sonra koşa koşa Kapak Kızı ve Yeşil Peri Gecesini almaya gidersiniz.

Osman'ı okurken ara ara kitap ile ilgili yorumlara baktım bazıları Osman'ın salaklıklarına katlanamadıklarını yazmışlar. Osman'a benim  söyleyeceğim tek şey ''Osman dünya senin sandığın kadar temiz bir yer değil''

İyi Okumalar..

Aslında ölüleri sever babam . Ölü babasını, ölü abisini, ölü hocalarını dilinden düşürmez. Öldüğünden beri annemi çok sevdiğini söylüyor. Madem çok seviyordun yaşarken niye kan kusturdun?

Birlikte yemek yapmak , sofra kurmak evi ev yapıyormuş meğer. İçinde yemek yapılıp sofra kurulmuyorsa rengi soluk , eksik bir imgeymiş ev , boşlukmuş daha doğrusu , bilmiyormuşum ki , evimi ev sanıyormuşum.




 

19 Aralık 2020

EŞKİYA KUZA - OSMAN ŞAHİN

 



Yazarın okuduğum ilk , yazdığı son roman Eşkiya Kuza. Kızgın Toprak , Kibar Feyzo , Derman gibi filmler Osman Şahin öykülerinden filme çekilerek kendisine pek çok ödül kazandırmış. Osman Şahin Mersin doğumlu öğrenimini Diyarbakır Köy Enstitüsü ve daha sonra Ankara Gazi Üniversitesi Beden Eğitimi Bölümünde tamamlamış.

Bir dönem Siverek'te öğretmenlik yapmış . Bu yüzden o toprakları ve yaşantısını çok iyi biliyor . İşte Eşkiya Kuza'da Siverek'te geçiyor. Aşiret yaşantısının coşkulu olduğu kadar kadını hiçe sayan yaşantısı ile başlıyor. Kuza'nın annesi Peruza aşiret geleneklerine ilk baş kaldıran uğradığı haksızlığa ilk karşı koyan kadınlardandır. 

İnce Memed gibi mecbur adamdır Kuza. O da eşkıyalığı seçmemiş zorlanmıştır. Kuza'yı  İnce Memed 'den ayıran Osman Şahin'in onu bir kahraman gibi göstermemesidir yanlışları ile Kuza o toprakların acı gerçeklerinin bir sonucudur.


İyi Okumalar...


Aşiretçilikte , ağalarla marabalar ''başlık parası'' dedikleri için karılarını asla boşayamazlardı. Kadınlarla erkekler için boşanma , dul kalma geleneği yoktu. Kadın dayak yemiş , baskı ve zulüm görmüşse , evini terk etmek zorunda kalmışsa , baba ocağına dönmüş sığınmışsa , ''Yaşlılar Heyeti'' onları karşısına alırlar ,sorgular, yargılarlar...… 
Yaşlılar Heyeti , sorguya çekecekleri erkekle kadını eşit görmedikleri için onları karşılarına almaz , yan yana oturtmazdı. Erkek dört adım önde minderin üstüne diz çekmiş olurdu . Kadın dört adım geride , hasırın üstüne oturur, yalnızca gözlerini açıkta bırakırdı....

Çırpınış içine girdim. Kadınların kocaları ölünce , nedense herkesin senin durumun hakkında soru sorma , konuşma , yorum yapma hakkı doğuyor. Bu hakkı onlara kim veriyor? Bunu hala anlayabilmiş değilim dedi.

Ezilmiş insanın dili yalana daha çabuk kayar.



27 Nisan 2020

24 TEMMUZ

 24 Temmuz sıradan başlayıp acı ile biten bir gündü. Ofisin kapısı açılıp eşimin kafasını gördüm ilk bu çok doğaldı geçerken uğramış olabilir , telefonuma ulaşamamış olablir vs. vs. beyin o an bunu doğal karşılıyor. Sonra arkadan arkadaşımın kafasını gördüm hayret o neden gelmiş diye saniyelik bir düşünce sandalyemden kalkıp ofis kapısına gelmem ve arka tarafda kayınvalidemi görmemle beynim hızlı bi şekilde oğluma bişey olduğu uyarısını vermesi. Soru dolu bakışlarımla tam hatırlamadığım diyaloglar ile eşimin ''baban'' dediğini duydum. Baban mı babam mı , senin baban mı diye sorarak doğru duyduğum gerçeği ötelemeye çalıştım. Sonrası ofiste sandalyede oturduğum karşımda bana acı dolu  gözlerle bakan insanların olması.Benim hala kabullenemeyip  eşime babamın hala hastahanede mi olduğu durumunun kötü mü olduğu ile ilgili sorularım ve  aynı anda babamı arayıp hoşcakal demeliyim düşüncesi sanki bir yolculuğa çıkıyor ve geri gelecek düşüncesi. Arkasından isyanım onunla günlerdir telefonda konuşmadığım gerçeği.......
 
Ben babaannem , dedem , halam ve diğer kayıplarımızda ölümün tam olarak ne olduğunu anlamamışım . 


 

07 Nisan 2020

SAHİLDE KAFKA - HARUKİ MURAKAMİ


Hikaye ilk 300 sayfada ilginç başlasada sonra baya sıktı ama sabrettim ve bitirdim. İyi ki okumuşum dediğim bir kitap değil gereksiz uzun. Doğa üstü olaylar çok ilgimi çekmez ben daha çok gerçeklik yaşanmışlık ve insan odaklı hikayeleri seviyorum.

Muhakkak bu yazarı ve kitaplarını seven çok ,  internette yorumlara baktım sorun bende mi diye ama yalnız değilmişim genel olarak havada kalan olaylar ve tuhaf biten sonlardan bahsedilmiş.

Kehanetler üzerine kurulmuş çok da ilginç olmayan gereksiz uzun bir kitap bu yazarı tekrar okuyacağımı sanmıyorum.

İyi Okumalar...

FIRAT SUYU KAN AKIYOR BAKSANA - YAŞAR KEMAL



Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana bir ada dörtlemesinin ilk kitabı. Yaşar Kemal'den bir batı hikayesi tabi ki doğuyla bağları kuvvetli bir ada hikayesi. İlk defa Yaşar Kemal okurken zorlandım Vasili'nin dalgalı ruh hali bizim tam da şu zamanlarda gelgitli olan ruh halimize benziyor. Sonrası karışık rüyalar olarak bana geri bildirimleri oldu bu kitabın.

Mübadele ile adalarından gitmek zorunda kalan Rumlar ile bir yanda savaşlarda çok kan dökmüş masal çöllerinden geçmiş Poyraz Musa'nın birbirlerine akan hikayeleri Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana.

Savaşın acımasız , mübadelenin hoyrat olduğu zamanlar. Hem öldürmeye hem ölüme bu kadar bağlı olan ama  içinden dolup taşan yaşama ve insan sevgisi ile bir değişik hikayedir Poyraz Musa ve Vasili'nin hikayeleri....

İyi Okumalar...

''Yeter ki bir damla insan teri boşa gitmesin. İnsan soyunun güzelliği alın terindedir''

''Bir tek insan ne kadar acı çekerse bütün insanlar o kadar acı çekiyor demektir. Bir insanla birlikte bütün insanlık öldürülmüyor mu ? Savaşa karşı savaşmak , öldürmeye karşı öldürmeden savaşmak bu toprakların yarattığı en güzel düşünce olmuştur''





05 Haziran 2018

KABUK ADAM - ASLI ERDOĞAN


2016 yılında alıp sanırım 2017 gibi okuduğum bir kitap. Yazar içerideydi Alaçatı'da bir kitabevinden almıştım Kabuk Adam ve Bir Delinin Güncesini. 

Kitapla ilgi fikrimi soranlara yalın bir dili ama derin duyguları var demiştim. Bu duyguyu Dostoyevski'nin Beyaz Gecelerinde de yaşamıştım kısacık bir öyküde o derin duyguları ne güzel anlatmıştı Dostoyevski işte Aslı Erdoğan'da aynı öyle anlatıyor.

Sadece bu kitabı okuyarak hakkında hiçbir şey bilmeyen bir insan bile kitaptan yola çıkarak Aslı Erdoğan'ın hayat karşısında hep ezilenin , dışlananın yanında olacağını bilebilir. Aslı Erdoğan nerede olursa olsun acımasız düzenin hep karşısında olacak bir dünya insanı. 

Tabik i onun ya da kitaptaki kadının sevdiği adamda bize dayatılan güzellik anlayışının çok çok ötesinde olacak....

İyi bir kitap eleştirmeni olamayabilirim eleştirmenlik ya da etkili roman okuma üzerine çalışmalar tezler de okumuyorum ama kitaplar yazarlar arası bağ kurmak gibi de bir huyum var. 
Burhan Sönmez'in Kuzey adlı kitabında hissettiklerim ve düşündüklerim  ile Kabuk Adamda ki  hislerim aynıydı. Yazarlar gerçek hayatlarında  yaşadıkları bir dönemi ve olayı mekan ve zamanı değiştirerek bambaşka bir dünyada anlatıyorlar sanki.

İyi Okumalar...



''Bazen insana hiçbir şey hatırlamak kadar acı vermez, özellikle de mutluluğu hatırlamak kadar.Unutamamak belleğin kaçınılmaz intikamı.Herhangi bir iz taşınıyorsa eğer , bu bir zamanlar bir yara açıldığındandır''

''Hapishane , savaş gibi deneyimlerden geçenlerin iyi bildiği bir savunmadır bu , gerçeği bütünüyle kavramaktan , gelecekten isteklerde bulunmaktan vazgeçmek , yalnızca bir sonraki saati hedefleyerek yaşamak''

'' Beni tanımayan , tanımak da istemeyen insanlara açılmak için güçlü bir dürtüye kapılırım zaman zaman , aslında bu bir tür kışkırtma, meydan okumadır''

''Zaten ömür boyu , hep sahte , cansız bir dünyada , bir hapishanede yaşamıştım, gerçekliklerinde bile emin olmadığım insanlar arasında soluksuz kalmıştım''

''Karanlıktan herkes korkar , ama karanlıktakilerin aydınlığa çıkarılması gerekir''

''Sonraları öğrendim ki bu üç renkli bere , Karayipler'de çok yaygın olan, Afrika kökenli Rastafari inanışının bir işaretiydi , ırkçılığa ve her türlü sömürüye karşı çıkışın simgesiydi , hiç taranmayıp uzun örgüler halinde bırakılan saçlar gibi.Yeşil ,sömürgecilerin aldığı toprağı , sarı , o toprağın zenginliğini ve kırmızı da uğruna dökülen kanı simgeliyordu''

''Sonuçta alışmıştım, yalnızlığa ,sevgisizliğe, yalnızca kendim için var olmaya , en insani tepkilerimin anarşistlikle suçlanmasına alışmıştım. Giderek , karşımdakilerin kafasındaki imgeye daha çok benzemeye başlamıştım. Her geçen gün daha vurdumduymaz davranıyor, daha çok başkaldırıyordum , hiçbir otoriteyi önemsememeyi öğreniyordum''

''Tiksinti ve korkudan , aşka doğru ani, bilinçsiz bir sıçrayış yapmıştım.Tırtıl kelebeğe dönüşmüştü''

''Yalnızca kötülüğün en dibine inenler , erdemin doruklarına varabilirler''

''Bütün ödlekler gibi , kendimden daha korkak birini bulunca gözüpek kesilmiştim''

''Hepimiz okyanusun sonsuzluğunda kaybolmuş yapayalnız adacıklardık ; sınırımızı aşıp bir başkasına dokunabilmemiz, bir yanılsamaydı yalnızca''


04 Haziran 2018

KAFAMDA BİR TUHAFLIK - ORHAN PAMUK


Okuyup bitireli çok oldu , bir çok kitap gibi bloga yazılmadan rafa kaldırılsın istemedim. Hatırımda kaldığı kadar bana hissettirdikleri kadar yine de anlatmalıyım  Kafamda Bir Tuhaflık kitabını.

Okurken çok keyif aldım okuduğum diğer Orhan Pamuk kitaplarında olduğu gibi .Orhan Pamuk karakter kurmada çok başarılı  kitabın kahramanlarından biri olan Mevlüt'ün sıradan ama sıradan olduğu kadar ilginç hikayesini  hiç sıkılmadan ve hep merakla okudum.

İstanbul'un tepelerine Anadolu'dan gelip bir gecede ev kuranların hikayesidir Mevlüt'ün hikayesi ya da Gazi mahallesindeki kıpırdanmanın hikayesidir ,sokakta yoğurt satmanın , bozanın yok oluşunun ,İstanbul sokaklarının , yanlış anlama sonrası sevmenin çok sevmenin hikayesidir Mevlüt'ün hikayesi.Güzel karakterdir Mevlüt ben seviyorum Orhan Pamuk kitaplarını. 

İnstagramda Haşmet Babaoğlu' nun bir paylaşımına denk geldim. Ne okumalı nasıl okumalı diye sorulunca kendisine şöyle cevap veriyor : İnsan 20 lerinin sonuna kadar her romancıyı  her denemeyi her türü az çok okumalı , ama 20 leri bitirdikten sonra yazar okumaktan yanayım kitap değil yazar tercih edilmeli diyor. Ben de aynı görüşteyim o yüzden dönüp dönüp Hasan Ali Toptaş ,Orhan Pamuk ve Yaşar Kemal okuyorum çünkü edebiyata doyurma garantileri var :) Arada hayatıma yeni yazarlar ekliyorum ama nokta atışı yapmam lazım bütçe ve zaman meselesinden dolayı  onlarda da  başarılı olduğumu düşünüyorum zira Sema Kaygusuz  ve Latife Tekin de her kitabı okunacaklar listemde.

İyi Okumalar..


''Siyasetin aşırısında yapmacıklı bir şey vardı''

''Mardin'de deniz olmamasına rağmen midye dolması işini herkesten kapmış olmalarını sürekli tekrarlar ,bunu Mardinlilerin uyanık ve zeki olmalarıyla açıklardı''

''Ferhat askerde gördüklerinden ve yaşadıklarından , Diyarbakır cezaevine düşüp işkence gören tanıdıklarının hikayelerinden fazla etkilenip siyasallaşmıştı''

''Kafamda bir tuhaflık var, dedi Mevlüt Ne yapsam bu alemde yapayalnız hissediyorum kendimi''

''Görücü usulu evlilikte zor olan şey, kadının hiç tanımadığı biriyle evlenmesi değil , hiç tanımadığı birini sevmek zorunda olmasıdır, derler..Ama aslında bir kızın hiç tanımadığı biriyle evlenebilmesi daha kolay olmalı, çünkü tanıdıkça inanın erkekleri sevmek daha da zorlaşıyor''

''Herkesin bildiği gibi şeref meselesi gibi laflar aslında insanların birbirlerini gönül rahatlığıyla öldürmeleri için icat edilmiş bahanelerdir ''

İnsan , kalbinin temizliğine ,niyetinin halisaneliğine rağmen Allah'ın huzurundayken kendisi olamıyorsa ne yapmalıydı ?




31 Ocak 2018

BİNBOĞALAR EFSANESİ - YAŞAR KEMAL




Yazın Aladağ'a çıkan kışın Çukurovaya inen yörükler İskandan sonra yavaş yavaş kendilerine göçecek yer bulamazlar. Bazen yerleşebilmek için ellerindeki avuçlarındaki altınlarını bazen de obanın en  güzel kızlarını verirler ama yinede Çukurovada ki aşiretler onları bir yere kondurmaz. 

Her 5 mayısı 6 mayısa bağlayan gece yörükler su kenarlarına toplanıp gökten iki yıldızın , karaların ermişi Hıdır ile denizlerin ermişi İlyasın buluşmasını beklerler. Kim ki onların buluştuğunu görür ise o an dilediği dilek gerçekleşir. Bütün obanın tek bir dileği vardır görünürde Çukurovada kışlak Aladağda yaylak herkes söz verir bu dileği tutmaya  ama insanoğlunun içindeki dert bambaşkadır.

Yörüklerin yok oluşunun destanıdır Binboğalar efsanesi...Bu kitabı okurken aklıma sıksık Rousseau nun bir yazısı geldi;

“Tarihte ilk kez bir toprak parçasının etrafını çitle çevirip “Burası benimdir” diyen ve buna inanacak kadar saf olan insanlar bulabilen ilk insan, uygar toplumun ilk kurucusu oldu. O zaman biri çıkıp, çitleri söküp atacak ya da hendeği dolduracak, sonra da insanlara ‘Sakın dinlemeyin bu sahtekârı. Meyveler herkesindir. Toprak hiç kimsenin değildir. Ve bunu unutursanız mahvolursunuz’ diye haykırsaydı, işte o adam, insan türünü, nice suçlardan, nice savaşlardan, nice cinayetlerden kurtaracaktı.”

İyi Okumalar..


Bir kayanın doruğunda bitmiş bir ot nasıl inatla köklerini sert çinke taşlarına sarmış , tutunmuşsa , Alacadağ Yörüğü de öyledir.

Sen gökleri , yıldızları ,ormanları suları bıraktın , sen camilerden çıkmaz oldun. Sen kendini ışıklı ,büyük kentler kurdun.Sen kendine gökte uçan demir kuşlar yaptın.Sen kendine toprağı yiyen ,yerken uluyan canavarlar yaptın.Bize Çukurda bir kışlak , Aladağda bir yaylak ver desem ,vermezsin ki...

Obada kızlar ,yalnız sevdaya gönüle giderdi.Bir can için , para pul için kızlara ,onların gönüllerine karışılmazdı.İnsan soyu bu kadar yozlaşamaz , aşağılaşamaz ,küçülemezdi.

Yörükler, dedi ,mezarsız millet...

Bir başkasını aşağılayan insan önce kendisini aşağılamıyor mu? Bunun kimse farkında değil mi ? Ağacı, kuşu, akarsuyu ,börtü böceği ,yerdeki, karıncayı , en alçak insanı kutsayan , yücelten ,güzelleştiren insan güzelleşir , öyle değil mi?

İşte ben söylüyorum.İşte burada ,huzurunda söylüyorum.Koca adamların çocukları dövdüğü , ötekilerin de bön bön baktığı bir ülke çürüktür, ölmüştür.

Kınını kesen kılıcın kendisidir.

Her kim gördümse ürkek karıncalar gibi gözlerini saklıyor.Bu soy , bu göz kaçıranlar kavmi iflah olmaz.

İnsan bilir insanlığın kıymatın. Sonradan sonraya Beyliğe yeten,zalim olur, el kadrini ne bilir.Varıp gübreliğe konan kargalar ,has bahçada gül kadrini ne bilir!

HEBA - HASAN ALİ TOPTAŞ



Ben sanırım Hasan Ali nin kendisini yazdığı kitaplardan daha çok seviyorum.İlk defa bir yazarın kendisine olan sevgim onun kitaplarının önüne geçti. Evet genelde yazarı severiz ve sevdiğimiz için kitaplarını okuruz  ama güngelir yazarın bir cümlesi ya da dünya görüşü veya bir röportajında kullandığı hoşumuza gitmeyen bir konuşmasından dolayı yazardan uzaklaşabiliriz.. Bu uzaklaşma  bir müddet onu okumamıza engel olur..

Ama ben kitaplarında kılıktan kılığa giren bu adam da kimi zaman bir ağacın insanlık için döktüğü gözyaşlarını , kimi zaman mantığını kaybetmiş bir sistemin içinde boğulan kurşun sıkan elin çaresizliğini , kimi zaman bir köyün acımasızlığını , baba özlemini  , büyük şehrilerin arka sokaklarındaki kötülüğün tadını bulabiliyorum..

Biliyorum ki küçük bir kasaba da dünyaya gözlerini açmış büyük büyük okullarda okumamış dünyayı geze geze kendine yeni hikayeler yaratmamış , belki sevmediği bir işi yapmış bir insan Hasan Ali Toptaş...Ama aldığı ödüller bile bunun bir kanıtıdır ki Hasan Ali yazınca başka yazar o kaleminin dokunduğu herşeyin duygusunu en deriniyle anlatır...

Uzun lafın kısası  onu konuşmasındaki sakinlik , duruşundaki mütevazilikten ve alçakgönüllü bir insan olmasından dolayı çok seviyorum, bu arada kitapta en güçlü tadı damağımda kalan hikaye ev sahibi Binnazınkiydi ve tabi ki kitap herşeyi ile  çok iyiydi...

İyi Okumalar...

''Bir an için beti benzi atar gibi oldu bunu yaparken.Elindeki kuşun sıcaklığı gövdesinin sıcaklığına karıştı ve bir yol bulup kalbine kadar gitti de ,orada uyuyan hassas bir noktaya dokundu sanki. Ya da kuş dokunuşa dönüşen bir sesle o kalbin içinde son kez öttü de, bu ötüş gelip aniden çocuğun betinde benzinde yankılandı''


İçi koşuyordu aslında, giderek büyüyen derin bir sızı halinde ,yangından kaçarcasına hiç durmadan soluk soluğa koşuyordu.İşte böyle yavaş yürümek zorunda kalan sakin bir gövdenin içinde koşa koşa o gün eve  ulaştı Ziya.



Ben hayatın uzak ve yorucu bir köşesine hızla gidip gelmiş gibi oldum bir bakıma. Ardından da tuttum , zaman denen büyük silginin himmetine sığındım. Acımı içime gömmekten ve olup bitenleri kabullenmekten başka çıkar yol bulamadım daha doğrusu.



Bu akraba meselesi içinden çıkılmaz bir şeydir. Bazen için kopar dışın kalır mesela , bazen de için bağlı kalır ama dışın kopar. Ekseriyetle insanı muallakta bırakan bir acayip haldir yani. Ayrıca , hiç kuşkusuz , bir insanın ne kadar çok akrabası varsa o kadar çok ölüm görecek ve o kadar çok acı çekecek demektir.



Evet , hayatı gırtlağına kadar dolduran onca ıvır zıvırın arasından emsalsiz bir şey daha o yaşta gözüme görünmüştü benim ve şavkı gelmiş ta ruhumun derinliklerine vurmuştu.



Bir insanın , kendisine zulmedene gülümsemeye mecbur bırakılmasından daha beter bir zulüm olamazdı yeryüzünde.



Gerçek fazlasıyla hissedildiğinde insana her vakit gerçek değilmiş gibi gelir.



Her inancın kıyısında köşesinde bir miktar şüphe olmalı ki inanç kendi içinde manevra yapıp varlığını tamamlayabilsin.



İnsan içindeki canavarı öldürürse çöle dönüşür.